Birleşmiş Milletler’in Ortadoğu ve Dünyada Ektiği Çatışma

Yazan: Şebir Ahmed

1947’de Birleşmiş Milletler, Yahudiler için bir devlet kurulmasını önerdiğinde, Arap Yarımadası’nın tüm ülkeleri ve genel olarak Müslüman milletler bu devletin kurulmasına karşı çıktı. Ancak buna karşılık, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve diğer birçok gayrimüslim ülke bu kuruluşu önemli buldu ve kararı uyguladı; bu rejim 1948’de bağımsızlığını ilan etti.

Birleşmiş Milletler’in bu rejimi desteklemesindeki amaç, Arap ülkelerinin doğal kaynaklarını ve otoritesini kontrolü altına almaktı. Diğer bir amaç ise Osmanlı Hilafeti gibi bir hilafetin yeniden ortaya çıkmasını ve Arap ile Türk topraklarında Müslüman gücünün canlanmasını engellemekti. Bunun sonucunda birçok Arap ülkesi dış etki ve kontrol altına girdi ve Ortadoğu ile diğer bölgelerde çeşitli hareketler ve sistemler zayıflatıldı veya dağıtıldı.

Geçmişin hesaplamaları tersine döndü. Dünya, İsrail’in her zaman Müslümanlara, İran’a, Rusya’ya, Çin’e ve Türkiye’ye karşı bir güç olarak kalacağını ve Amerika Birleşik Devletleri ile İngiltere’nin desteğini almaya devam edeceğini varsaymıştı. Yıllarca Amerika Birleşik Devletleri İsrail’e milyarlarca dolar sağladı, ancak mevcut İran ile olan gerilimler İsrail’i bir endişe kaynağına, yenilenen bir çatışmaya ve Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve genel olarak Avrupa ülkelerinin çıkarlarını baltalayan bir faktöre dönüştürdü.

Bölgedeki savaşlar İsrail içindir; öyle ki doğası, yıkımı, zararı ve Müslümanlar ile diğerlerine karşı düşmanlığı temel bir görev olarak görecek şekilde tanımlanmıştır. Bu nedenle göçü bir devlete dönüştürdüler. Ayrıca Kızıldeniz ve diğer geçiş güzergahları üzerinde kontrol sağlamaya çalıştılar ancak İran’a zarar vermeyi amaçlayan bu karar nihayetinde kendilerini de etkileyen sonuçlar doğurdu.

Amerika Birleşik Devletleri neden onları destekliyor?
İsrail rejiminin varlığı ve gücü, Amerika Birleşik Devletleri için Arap ülkeleri, İran ve bölgedeki diğer devletler üzerindeki nüfuzunu sürdürmede önemli bir rol oynamaktadır. Eğer İsrail bölgede bulunmasaydı Amerika Birleşik Devletleri ve diğer gayrimüslim ülkeler Asya ve Avrupa’nın bazı bölgelerindeki nüfuzlarının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilirdi.

Ayrıca, İngiltere ve diğer ülkeler için bunun, aşırıcı gruplarla mücadele gerekçesini ortadan kaldıracağı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Arap ve Asya bölgelerindeki doğal kaynaklar üzerindeki geniş nüfuzunu zayıflatabileceği de öne sürülmektedir.
Nihai sonuç, İsrail rejiminin ekonomik krizlerin, artan göçün ve yükselen şiddetin bir kaynağı haline geldiğidir. Ancak bu sorunlar yalnızca İsrail’e ait değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler’e ve bu rejimin kurulmasını destekleyen ülkelere de aittir; zira onlar, Ortadoğu ve Asya’ya çatışma sokmaya ve şiddet döngülerini körüklemeye katkıda bulunmuş olarak görülmektedirler.

Exit mobile version