Ayaklanma ve İsyan: İslam Nizamının Kırmızı Çizgisi!

Yazan: Adil

Güvenlik ve istikrar, siyasi İslam nizamında Allah Teala’nın hükümlerinin icrası ve Müslüman toplum unsurlarının korunması için iki temel dayanaktır. Stratejik önemleri öyle bir dereceye ulaşmıştır ki Kur’an-ı Kerim bunları birçok ferdi ve cemaati meseleye takdim etmiştir. Allah Teala Maide suresinde şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler, akitlerinizi yerine getirin”

Bu önemli “akitler” arasında şunlar da vardır: Müslüman yöneticiye itaatle bağlanmak, milli güvenliğin korunması ve gözetilmesinin gerektirdiklerine riayet etmek. Bu bakış açısından hareketle, İslam nizamına karşı “isyan” ve “silahlı kargaşa” yalnızca siyasi bir suç değil, aşılması toplumsal düzenin çöküşüne ve İslam ümmetinin helakine yol açabilecek bir kırmızı çizgidir.

Bu kırmızı çizgiyi derinlemesine anlamak için öncelikle onun dilsel ve fıkhi kökenlerine inmek gerekir. Bağy kelimesi dilde “bağa” fiilinden türemiştir; bu fiil isyan etmek ve sınırı aşmak anlamına gelir. İslam fıkhı ıstılahında ise bağy, isyancıların fiillerini gerekçelendirmek için dayandıkları bir tevil veya şüphe bulunması halinde, imama ve şer’i yöneticiye karşı yöneltilen isyan ve silahlı mücadele için kullanılır. Bu tanımlar açıkça göstermektedir ki bağy, fıkhi açıdan, İslam hükümetinin temel dayanaklarını hedef alan ve toplumu güvenlik ve huzur yolundan çıkaran siyasi ve de güvenlikle ilgili bir suçtur.

Gerçek şudur ki İslam kapsamlı ve bütünleşik bir düzendir ve yapısında meydana gelen herhangi bir bozukluk, özellikle kargaşa ve isyan yoluyla, bütün dayanaklarının sarsılmasına yol açar. Kur’an, Hucurat suresinin dokuzuncu ayetinde, azgın toplulukla savaşılmasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur:

“O halde azgınlık edenle savaşın”

Bu emir, Müslüman yöneticiye, azgınlarla savaşması hususunda açık ifadelerle gelmiştir. Bu emir yalnızca bir ruhsat veya tercih değil, kendisini şeriatın uygulanmasıyla görevli gören her yöneticinin omuzlarına yüklenmiş şer’i bir sorumluluktur.

Dikkat edilmesi gereken husus şudur ki Allah Teala aynı ayette, azgın toplulukla savaşma emrinin hemen ardından şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın emrine dönünceye kadar”; yani onlar bağylerinden dönüp Allah’ın emrine boyun eğinceye kadar onlarla savaşa devam edilir. Bu vurgu, isyanın yalnızca müzakereler yoluyla çözülebilecek geçici bir siyasi ihtilaf olmadığını, bilakis bütün İslam nizamının varlığını hedef alan bir mesele olduğunu ve ondan dönüşün tek yolunun şer’i yöneticiye tam bir boyun eğiş ve mutlak itaat olduğunu teyit etmektedir.

Dikkatimizi Sünnet-i Nebevi’ye yönelttiğimizde ise daha katı ve daha ağır uyarılarla karşılaşırız; zira Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sahih hadiste şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: «Benden sonra yöneticiler olacaktır; kim onların yanına girip yalanlarını tasdik eder ve zulümlerine yardım ederse o benden değildir, ben de ondan değilim.» Bununla birlikte İmam Nevevi, bu hadislerin şerhinde, yönetici zalim olsa dahi, küfrü baki olmadıkça ona silahla isyan edilemeyeceğini vurgulamaktadır; bu, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat fıkhında yerleşik bir asıldır ve hiç kimse İslam nizamını savunma adına onu aşamaz.

Bu öncüllerden bize açıkça anlaşılmaktadır ki İslam nizamında isyan, çok boyutlu, bileşik bir suçtur; bir yandan isyancılar topluluk halinde ve karışıklık çıkararak devlete karşı suç işlerler ve cezaları, hakka dönünceye kadar kendileriyle savaşılması ve onlara karşı şiddet uygulanmasıdır. Diğer yandan bu fiil kamu güvenliğini sarsar, masum vatandaşların kanını akıtır ve kamu mallarını tahribata maruz bırakır.

Afganistan’daki İslam nizamı ki temelleri on binlerce şehidin kanı ve büyük fedakarlıklarla atılmıştır, meşru bir düzendir. Dolayısıyla bu düzene karşı herhangi bir ad veya bahane altında silah taşıyan herkes, yalnızca düzene ihanet etmediğini, bilakis İslam’a ve bu toprağın tarihine de ihanet ettiğini bilmelidir.

İsyan yalnızca hükümet için bir tehlike değil, İslam’ın korumak için geldiği din, can, akıl, nesil ve mal gibi her şeye yönelik bir tehdittir: Kaygı verici olan şudur ki kargaşa yayanlar, ıslah iddiasında bulunsalar da gerçekte güvenliği zayıflatmak yoluyla düşmanlara nüfuz ve hakimiyet yolunu açmakta ve geçtiğimiz on yıllarda sarf edilen kalkınma çabalarını tartışmalı hale getirmektedir. Bu sebeple fakihler bağyi yalnızca siyasi bir suç olarak sınıflandırmamış, onu cezası en şiddetli suçlardan olan “muharebe” ve “yeryüzünde fesat çıkarma” türlerinden biri saymışlardır.

Sonuç olarak, taleplerinin kargaşa ve şiddet yoluyla gerçekleşebileceğini zannedenlere bir mesaj yöneltiyoruz: Bayındırlık ve refah asla tahribat yoluyla gerçekleşmez. Zira suç ve isyan, felaketleri getirmekten ve kan akıtmaktan başka bir şey değildir. İslam nizamının kırmızı çizgisi, onun meşruiyetine karşı yürütülen her türlü silahlı mücadeledir; bu çizgiyi aşanlar, bütün toplumla ve onun değerleriyle karşı karşıya olduklarını ve bu toplumun, fitne yayanların karşısında varlığını savunmak için direnmekten ve karşı koymaktan asla geri durmayacağını bilmelidirler.

Exit mobile version