Afganistan İslam Emirliği Mahkemelerinde Yargı Kararlarının Temel Dayanakları

Ebu Ömer Hakkani

 

Afganistan İslam Emirliği Kuran’ın ilahi rehberliğine, Peygamberimiz Muhammed sallAllâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine ve Hanefi fıkhının ilkelerine dayanan bir yönetim uygulamaya adanmış, kapsamlı bir İslami sistemdir. Bu sistem, tüm canlıların, özellikle insanların, Şeriat tarafından verilen haklarından kendi topraklarında güvenli ve adil bir şekilde yararlanmasını sağlamak için vardır.

Allâh’a şükür, İslam Emirliği bu ​​yolda önemli bir başarı elde etmiştir. Bu, Afganistan tarihinde böyle bir adalet sisteminin kurulduğu ikinci zamandır; öyle ki Afganlar tarafından sıklıkla Ömer bin Hattab (ra) dönemindeki adaletin altın çağıyla karşılaştırılan bir dönemdir.

Adaletin ikame edilmesi ve her hak sahibine hakkının teslim edilmesinin, İslami sistem içindeki yargının temel görevi olduğu herkes için bilinen bir gerçektir. İslam Emirliği’nde de yargı, herhangi bir dış etkiden uzak, bağımsız bir kurum olarak faaliyet göstermektedir. Her yargıç ve mahkeme üyesi, İslam Emirliği’nin saygıdeğer lideri Emiru’l Mu’minin tarafından (Allâh onu korusun), doğrudan veya dolaylı her türlü baskıya direnmek ve İslami ilkeler rehberliğinde tam bir cesaretle kararlar almakla yükümlüdür.

Afganistan İslam Emirliği’nde Yargı Kararlarının Temeli:

Burada akla gelen mühim soru, “İslam Emirliği mahkemelerinde yargı kararları için standart nedir?” oluyor.

Önceki içeriği inceledikten sonra, okuyucunun Ömer bin Hattab (ra) dönemine benzer bir adaletin kurulmasının, yargının kararları için temel standart olarak İslam Şeriatı’nı benimsemesiyle mümkün olduğunu fark edeceğinden eminim. Konuya daha fazla açıklık getirmek amacıyla Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat alimlerinin tümünün kabul ettiği İslam Emirliği yargı kararları için standartları ana hatlarıyla açıklayacağım:

1. Kur’ân-ı Kerîm:

Kur’ân, İslam Emirliği’nin yargısı için birincil ve en önemli rehberlik kaynağıdır. Hakimler, müftüler ve diğer yargı görevlileri, Kuran’da açık bir hüküm olup olmadığını belirlemek için kendilerine getirilen davaları incelemekle yükümlüdürler. Böyle bir hüküm bulunursa, dava buna uygun olarak karara bağlanmalıdır.

Misal olarak Kuran cinayet, zina, hırsızlık ve iftira gibi büyük suçlar hakkında açık hükümler sağlar. Bu tür davalar İslam Emirliği mahkemelerine sunulduğunda, dava Kuran emirlerine uygun olarak karara bağlanır.

Yüce Allâh, tüm evrenin Yaratıcısı ve Koruyucusudur. Bu nedenle de tüm yetki yalnızca O’na aittir. Kuran’da şöyle buyrulur:

« ألا له الخلق والأمر»
[سورت الأعراف:۵۴]

“Yaratmak da emretmek de Allâh’a aittir.”

[A’raf Suresi, 54]

Ayrıca Allâh (CC) dışında hiç kimsenin O’nun emirlerine aykırı yasa koyma veya hüküm verme yetkisi yoktur. Yüce Allâh şöyle buyurur:

«إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ»

[سورت الانعام:۵۷]

“Hüküm yalnızca Allâh’ındır.”

[En’am Suresi: 57]

Allâh’ın emirlerine uymak ve hükümlerini kabul etmek tüm bireyler için zorunludur. Çünkü yalnızca O, kullarının refahını ve zayıflıklarını tam olarak bilir. Bu nedenle Kur’an, İslam Emirliği’nde hukuk ve yargı için birincil kaynak ve referans görevi görür.

Bu sebeplerden ötürü hukuk ve yargı için birincil kaynak Allâh’ın emirleridir. Ancak Peygamberler de (as), Allâh’ın emirlerini iletmede Yaratıcı ile kulları arasında elçilik görevini yerine getirdikleri için, sözleri dinde delil ve kanıt olarak kabul edilir.

2. Peygamber (sav)’in Hadisleri:

Kur’an’da açıkça bir hüküm bulunmuyorsa yargı, rehberlik için Peygamber (sav) Hadislerine yönelir. Yargı görevlileri konuyu “Sahih Hadisler” ışığında inceler ve bunlara dayanarak hüküm verir.

Örneğin Kur’an, hırsızlığın cezası olarak hırsızın elinin kesilmesi gerektiğini belirtirken, bu cezayı hak eden çalınan malın asgari değerini belirtmez. Hadis-i şerifte ise bu hususa yer verilmiştir.

Allâh Rasulü’nün (sav) hadisleri bizzat şer’i delillerdir, zira onun söylediği her söz ilahi vahye dayanmaktadır. Çünkü Allâh onun hakkında şöyle buyurmuştur:

«وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلۡهَوَىٰٓ(۵) إِنۡ هُوَ إِلَّا وَحۡيࣱ يُوحَىٰ »

[سورت النجم:۴]

“O, hevadan konuşmaz. Bu, ancak vahyedilmiş bir vahiydir.”

[Necm Suresi: 3-4]

Benzer şekilde Ümmü Seleme’den (ra) gelen bir rivayette, Peygamber (sav)’in, bazı delillerin belirsiz olduğu bir miras anlaşmazlığıyla ilgili olarak kendisine gelen iki kişiye şöyle dediği belirtilmektedir:
“Bana, (hakkında) hiçbir şey vahyedilmemiş bir konu getirilirse, onu kendi görüşüme göre yargılarım.” (Ebu Davud)

3. İcma-Alimlerin İttifakı:

İttifak, İslam Emirliği mahkemelerinin kararlarındaki bir diğer temel ilkedir. Bir konu mahkemeler tarafından iyice incelendiğinde, Kuran’da veya Peygamber (sav)’in Hadislerinde bir hüküm bulunmadığında, sorumlu yetkililer bu konuları icma yoluyla ele alırlar. İttifak, İslam ümmetinin alimlerinin belirli bir konu üzerinde oybirliğiyle anlaşmasını ifade eder.

Abdullah ibn Mes’ud (ra)’dan gelen bir hadis bu yaklaşımı destekler:

“Bir dava birine hüküm için sunulursa, o kişi Kuran’a göre hüküm vermelidir. Kuran’da yoksa, Peygamber’in (sav) sünnetine başvurmalıdır. Sünnette yoksa, seleflerin kararlarına başvurmalıdır. (Onda da) Bir örnek bulunamazsa, kendi içtihadını uygulamalıdır.” (Hakim/Müstedrek)

4. Kıyas:

İslam Emirliği’nin yargı sistemindeki dördüncü ilke de Kıyas’tır. Bu yöntem Kuran, Hadis veya İcma’da açık bir hükmü bulunmayan yeni bir dava ortaya çıktığında uygulanır.

Dilbilimsel olarak, Kıyas “ölçüm” veya “karşılaştırma” anlamına gelir. Hukuki terminolojide ise farklı bir davanın hükmünün, ortak bir temel nedene dayalı yeni bir davaya genişletilmesi anlamına gelir. Bu yöntem, İslam hukukunun ilahi rehberliğe bağlı kalarak ortaya çıkan sorunlara uygulanabilir kalmasını sağlar.

Kıyasın geçerliliği hem Kuran’da hem de Hadis’te teyit edilmiştir. Mesela Kur’an’da şöyle buyurulur:

“إنَّ مَثَلَ عِيسَى عِنْدَ اللَّهِ كَمَثَلِ آدَمَ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ.”

“Şüphesiz İsa’nın Allah katındaki örneği, Adem’in örneği gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona ‘Ol’ dedi ve o da oluverdi.”
(Al-i İmran Suresi, 59)

‌‎ولو ردوه إلى الرسول وإلى أولي الأمر منهم لعلمه الذين يستنبطونه منهم. (الایة)

“(kendilerine) güvenlik veya korku hakkında bir haber geldiğinde, onu etrafa yayarlar. Fakat eğer onu Rasûl’e veya aralarındaki otorite sahiplerine iletmiş olsalardı,…”
(Nisa Suresi: 83)

Mu’az İbn Cebel’den (ra) gelen bir hadis, kıyasın kullanımını daha da destekler. Peygamber (sav) onu Yemen’e gönderdiğinde, “Sana bir dava sunulduğunda nasıl hüküm vereceksin?” diye sormuştur.

Mu’az: “Allâh’ın Kitabı ile.” diye cevap vermiştir.

Peygamber (sav); “Eğer hükmü Allâh’ın Kitabı’nda bulamazsan?”

Mu’az: “O zaman Rasûlullâh’ın Sünneti ile.” dedi.

Peygamber (SAV) tekrar; “Ya sünnette bulamazsan?”

Mu’az: “O zaman fikrimi (kendi ictihadımı) kullanırım ve bunda ihmalkârlık yapmam.” diye cevap verdi.

Rasûlullâh (sav) göğsüne vurarak şöyle dedi: “Bütün hamdler, Rasulü’nün elçisini, Rasulü’nün hoşuna giden şeye hidayet eden Allâh’a mahsustur.”
(Ebu Davud/Sünen)

Özetle İslam Emirliği’nin yargı kararları Kuran, Hadis, İcma ve Kıyas’tan elde edilen İslam Şeriatı ilkelerine dayanmaktadır. Bu standartlar, adaletin İslam öğretilerine uygun olarak uygulanmasını sağlayarak, İslam Emirliği içindeki tüm bireylerin haklarını koruyan bir çerçeve sunar.

Allâh (CC) adalet için çabalayan herkese başarı versin, amin.

Exit mobile version