Pakistan Askeri Rejiminin Tarihi Süreçre Gerçekliği! On Dördüncü (Son)

Bölüm Doktor Hümam Han

Sonuç
Pakistan ordusunun tarihinde daha birçok kara sayfa bulunmakla birlikte –ki bunları inşallah ileriki vesilelerle aydınlatacağız– burada açıklanmak istenen noktanın, şimdiye kadar sunulan ayrıntılar sayesinde iyice anlaşılmış olduğunu umuyoruz. Zira bu ordunun tarihini ve düşüncelerini bilen, aklı selim ve basiretli hiçbir insan, Kabil’deki hastanenin bombalanmasına, yargısız infaz olaylarına, Hayber-Pahtunhva ve Beluçistan’daki kaçırılmalara şaşırmayacaktır.

Keza, bu ordunun son yıllarda Svat’tan Veziristan’a kadar onlarca, hatta yüzlerce cami ve medreseyi yıktığı; milyonlarca Müslümanı göçe zorladığı; hava saldırıları ve topçu bombardımanıyla binlerce masum Müslümanı katlettiği; insansız hava aracı saldırıları için casusluk yaptığı ve yüzlerce Müslümanın kanının dökülmesine doğrudan iştirak ettiği; köyleri ve bölgeleri yaktığı, pazarları tahrip ettiği; hakkı haykıran alimleri teşhir edip onlara her türlü vahşi işkenceyi uyguladığı; şeriat taraftarlarını sıraya dizip üzerlerine kurşun yağdırdığı; evlerin ve namusların dokunulmazlığını ihlal ettiği; mücahitlerin annelerini, kız kardeşlerini ve kızlarını kaçırdığı söylendiğinde de şaşkınlık göstermeyecektir.

Svat, Buner, Dera Ademhil ve diğer bölgelerde insanların evlerinden mallarını yağmalayıp kamyonlarla taşıdığı; ümmetin mücahit evlatlarını sokaklarda ve yollarda sürüklediği; istihbarat hapishanelerinde üzerlerine dağlar kadar zulüm ve işkence yığdığı, hatta onları psikolojik olarak işkence etmek için Yüce Allah’ın mübarek zatına hakaret etmekten bile çekinmediği de artık bilinmektedir.
Şüphesiz ki bütün bunlardan hiçbiri şaşırtıcı değil. Asıl şaşırtıcı olan, bazı saf imanlıların halen bu orduyu “kendi orduları” saymaları ve ondan hayır ve ıslah ummalarıdır. Halbuki bu ordu, İngiliz sömürgeciliğinin sağ kolu olmuştur. Kimi zaman Delhi’de alimlerin ve mücahitlerin kanını dökmüş, kimi zaman Svat ve kabile bölgelerinde; kimi zaman Bengal’de namuslara göz dikmiş, kimi zaman Beluçistan’da; kimi zaman İngilizler için Bağdat’ın kapılarını açmış, kimi zaman Filistin’i Yahudilere teslim etmiş, kimi zaman Osmanlı hilafetinin yıkılmasına katkıda bulunmuş, kimi zaman da Afganistan İslam Emirliği’ne karşı savaşmıştır.

Böylesine rezil ve zalim bir ordunun “bizim ordumuz” sayılması veya ondan hayır beklenmesi ne anlama gelir?! Bu ordu ne benim ordumdur ne de sizin; o, İngilizlerin çıkarlarının bekçisidir! İngiliz sisteminin bekçisidir! İngiliz medeniyet ve kültürünün bekçisidir! Delhi ve Bengal Müslümanlarının geleceği de bu mücadeleye bağlıdır. Gereken, Hindistan’dan Horasan’a kadar her müminin dostunu düşmanını doğru tanıması, kendi yakınlarıyla yabancıları birbirinden ayırması, bu savaşı kendi savaşı sayması, Allah’ın dostlarına dostluk, düşmanlarına da düşmanlık görevini yerine getirmesidir. Yüce Allah’tan bize hakkı hak bilip ona uymayı, batılı da batıl bilip ondan sakınmayı nasip etmesini niyaz ederiz. Amin.

Exit mobile version