Nihayetinde Pakistan’ın çöküşüne katkıda bulunabilecek beşinci faktör, ülkenin askeri rejiminin dini alimlere gösterdiği derin düşmanlıktır. Daha önce de belirtildiği gibi Pakistan, İslam adına varlığa geldi ve nüfusunun büyük çoğunluğu Müslümandır.
Buna rağmen sömürge döneminde, İngilizler, ülkeye İslam dışı bir sistem getirdi. Bu sistemi uygulamak için İslam’a ve dine düşman görüşlere sahip birçok kişiyi ordu ve hükümet içinde güç pozisyonlarına yükselttiler.
Bu mesele dürüstçe incelenirse açıktan İslam karşıtı güçler dışında, bu kadar çok dini alimin şehadetinden sorumlu olan başka bir hükümet bulmak zordur. Benzer şekilde, son elli yıl boyunca, İsrail dışında, hiçbir başka Müslüman veya gayrimüslim ülke ordusu, Pakistan ordusu kadar doğrudan camileri hedef almadı.
Lal Mescid ve Camiu’l-Hafsa trajedileri önemli örnekler olarak duruyor ancak bunlarla da kalmıyor. Gerçekte, düzinelerce başka cami ve medrese, ordu eliyle benzer saldırı ve bombardımanlara maruz kaldı.
Hatta şu anda dahi Pakistan güvenlik güçleri tarafından genç medrese öğrencilerinin toplu öldürülmesini gösteren videolar çevrimiçi olarak bulunabilir. Daha yakın zamanda, bir başka son derece rahatsız edici video sosyal medyada dolaşıma girdi; Mazallah, askerlerin bir caminin içinde köpekleri gezdirmesine izin verildiği görülüyordu.
Aynı şekilde, Pakistan ordusu, Mevlana Hasan Can da dahil olmak üzere Hayber Pahtunhva, Belucistan ve Sindh genelinde düzinelerce önde gelen dini alimin şehadetinden esrarengiz şekilde sorumluydu. Sadece günler önce, rejim, Pencap’ta düzinelerce medresenin kapatılmasını emretti.
Bu eylemler, askerlerle uyumlu görünen alimlerin güvenilirliğini daha da zedeledi; çünkü sıradan Pakistanlılar, kendi gözleriyle samimi ve bağımsız dini şahsiyetlerin nasıl hedef alındığını görürken hakikati savunduğunu iddia eden diğerlerinin ise bu zulmün sorumlusu olan rejim lehine dini fetvalar verdiğine şahit oluyor.
Gerçek alimler suikast, hapis veya susturma yoluyla ortadan kaldırıldıkça ve devlet destekli dini alimler sürekli olarak ahlaki otoritelerini kaybettikçe uzun zamandır gündemde tutulan Pakistan’ın İslam’ın kalesi olduğu fikri deşifre oluyor. Artık birçokları için bu sloganın sert ve otoriter bir askeri yapının gücünü ve hakimiyetini korumak için kullanılan bir araçtan başka bir şey olmadığı açıktır. Pratikte, bu yapının kendisi, İslam’ın en azılı hasımlarından biri olarak görülmeye başlandı.
İslam toplumu içinde, cami ve medreseler, sadece bina değildir. Onlar, Allah’ın kutsal sembolleridir. Dini alimler de derin bir entelektüel ve ahlaki saygı konumunda bulunurlar. Onlara zulmetmek, onlara işkence etmek ve öldürmek, ibadet ve ilim kurumlarını yıkmak, inançlı bir toplumun kabul edemeyeceği bir şeydir. Üstelik, bu tür eylemler Allah Azze ve Celle’nin gazabını celbeder. Bu nedenle, Pakistan ordusunun eylemlerinin Pakistan’ı kendi çöküşüne daha da yaklaştırdığı savunulabilir.
















































