28 Şubat Cuma günü, Cuma namazının ardından saat 14:00’te, onlarca ibadet eden Müslüman ve öğrencileriyle birlikte bulunan Mevlana Hamidu’l Hak, alimler ve öğretmenler için ayrılmış çıkış kapısına doğru ilerleyip kapıya ulaştığı sırada bir intihar eylemcisi ona yaklaşarak üzerindeki patlayıcıları patlattı.
Mevlana Hamidu’l Hak saldırıda ağır yaralandı ve daha sonra hastanede yaşam savaşını kaybetti. Saldırı, Hayber Pahtunhva eyaletinin Nevşera şehrindeki Akura Hattak’taki Camia Hakkaniye camisinde gerçekleşmişti. Bu yer, cuma günleri genellikle alimler, öğrenciler ve ibadet eden Müslümanlarla dolu olurdu.
Bu saldırı beklenmedik bir şey değildi. Haberlere göre Pakistan yetkilileri, Mevlana Hamid’e uyarı mesajları göndererek onu hedef alınması konusunda uyardı. Ancak Pakistan güvenlik kurumlarının onu korumak ve ına karşı suikast girişimini önlemek için gerekli önlemleri tam olarak almadığı konusunda hala endişeler var.
Mevlana Hamidu’l Hak sadece o caminin başkan yardımcısı değil, aynı zamanda Pakistan’ın önde gelen dini siyasi partisi Cemiyet Ulema-i İslam’ın da lideriydi. Haliyle burada şu soru ortaya çıkıyor; aslında hedef Pakistan’ın PMLN, Halk Partisi veya başka bir laik partisinin lideri olsaydı, Pakistan yetkilileri yalnızca bir uyarı mı yayınlardı yoksa intihar bombacısını hedefine ulaşmadan önce yakalamak için daha önemli adımlar mı atardı?
Pakistan güvenlik kurumlarının, intihar eylemcisini bilmelerine rağmen saldırıyı engelleyememiş olmaları, yüksek profilli hedeflere yönelik yaklaşımlarını vurguluyor. Buna göre onların bu konuda izlediği prosedürler şu şekilde görünüyor:
1. Bir uyarı yayınlayın.
2. Koruma için birkaç yetersiz eğitimli polis atayın.
3. Potansiyel saldırganı izleyin ve hedefe ulaşmasını kolaylaştırın.
Uyarıları yayınlamak ve asgari düzeyde polis varlığı konuşlandırmak, eylem yanılsaması oluşturmak için tasarlanmış bir taktiktir, ancak bu tür önlemler artık kabul edilebilir değildir. Pakistan yetkilileri bu yöntemlerin yetersiz olduğunu ve ciddi güvenlik tehditlerine etkili yanıtlar olarak hizmet edemeyeceğini kabul etmelidir.
Patlamadan iki gün sonra 1 Mart’ta, Hayber Pahtunhva Terörle Mücadele Dairesi (CTD), saldırıyı düzenleyen intihar eylemcisinin fotoğrafını neşrederek beraberinde bir kamu uyarısı yayınladı ve şahsın kimliği hakkında bilgi verenlere ödül verileceğini duyurdu: “Kamuoyuna, bu kişinin adı, babasının adı ve adresi hakkında doğru bilgi veren herkese Terörle Mücadele Dairesi tarafından 500.000 PKR ödül verileceği ve kimliklerinin gizli tutulacağı bildirilmektedir” denildi.
Bu, Pakistan istihbarat teşkilatlarının gözetimi altında, önde gelen bir siyasi ve dini figürün yüksek profilli suikastına karşı bu resmi dairenin ne denli sorumsuz ve amatörcr davrandığını gösteriyor. Bu kurumların gerçekten son derece yetersiz mi olduğu yoksa kasıtlı olarak mı halkı bu şekilde aldattığı konusunda ciddi sorular ortaya çıkıyor.
Pakistan’da bir güvenlik olayı yaşandığında ve yetkililer cevap alamadığında, tipik olarak en kolay taktiğe başvuruyorlar; suçlama oyunu. Sosyal medyadaki asker yanlısı hesaplar aynı anda paylaşım yapmaya başlar, hepsi bir ağızdan intihar eylemcisinin Afgan uyruklu olduğunu iddia eder, suçu Pakistan’daki Afgan mültecilere yükler ve en sonunda saldırıyı Afgan hükümetine bağlar
Önde gelen Pakistan TV kanalları, Mevlana Hamidu’l Hak suikastını yayınlarken Afgan hükümetini daha fazla suçlayabilmek için yanlış bir çabayla Mevlana Hamid için “kadınların eğitiminin savunucusu” iddiasını bile kullandı…
Olaydan sonra, Mevlana Hamidu’l Hak destekçileri (arkadaşları, öğrencileri ve aile üyeleri) sosyal medyada bir video paylaştı; bu videoda dolaylı olarak Pakistan yetkililerini eleştirdiler ve onlara karşı sert bir dil kullandılar.
Babası Mevlana Samiu’l Hak’ın da 2018 yılında Pakistan’ın en güvenli topluluklarından biri olan ve Pakistan askeri karargahının da bulunduğu Ravalpindi’deki Bahria Kasabası’nda gizemli bir şekilde öldürülmüş olması dikkat çekicidir. O dönemde Mevlana Samiu’l Hak, Pakistan yargısının Asia Bibi’yi serbest bırakma kararını sert bir şekilde eleştirmiş ve karara karşı ülke çapında protesto gösterilerine katılmayı planlamıştı.
Cinayet gecesi, güvenlik kameralarıyla donatılmış bir bölgede, çok sayıda bıçak yarasıyla kanlar içinde bulundu. Altı yıldan fazla zaman geçmesine rağmen saldırganlar hakkında hiçbir iz bulunamadı ve dava dosyası Pakistan yetkilileri tarafından görmezden gelinerek ihmal edildi ve unutuldu.
Pakistan güvenlik kurumları muhtemelen Mevlana’nın ailesini yatıştırmak, adaleti geciktirmek ve nihayetinde bu davayı aynı unutulmuş arşivlere gömmek için aynı taktiği kullanacaktır.
Ancak Pakistan’ın dini çevrelerinin bu olayın göz ardı edilmesine izin vermeyeceği anlaşılıyor. Saldırıya yanıt olarak Mevlana Fazlurrahmân şunları söylemiştir; “Bu saldırı evime ve medreseme karşı düzenlenmiş bir saldırıdır. Uzun zamandır Hayber Pahtunhva’daki huzursuzluk hakkında sesimizi yükseltiyoruz, ancak devlet sessiz bir seyirci olmaya devam ediyor ve kolluk kuvvetlerinin performansı da sorgulanıyor.”
Saldırıdan dört gün sonra Camia Hakkaniye, Mevlana Hamid’in suikastına ilişkin devam eden soruşturma konusunda endişelerini dile getiren ve olayı araştırmak için ortak bir soruşturma ekibi kurulmasını talep eden bir açıklama yayınladı. Açıklamada ayrıca Mevlana Hamid’in babası Mevlana Samiu’l Hak’ın çözülemeyen cinayetine de atıfta bulunuldu ve hükümete, bu davayı da unutturmaya çalışarak aynı yaklaşımı tekrarlayabileceğine inanıyorsa, büyük bir yanılgı içinde oldukları konusunda uyarıda bulunuldu.
Mevlana Hamid suikastı sadece ailesi ve takipçileri için bir acı değil, aynı zamanda Pakistan’ın güvenlik kurumlarındaki sistemsel başarısızlıkların da çarpıcı bir hatırlatıcısıdır. Anlamlı reformlar ve hesap verebilirlik olmadan, bu tür olaylar kamuoyunun güvenini sarsmaya ve şiddet ile cezasızlık döngüsünü sürdürmeye devam edecektir.
















































