Keşmir, dünyanın jeopolitik ve stratejik konum açısından en önemli bölgelerinden biri sayılır. Hindistan, Pakistan, Çin, Afganistan, Ortadoğu ve Orta Asya’nın kavşak noktasındaki konumu, dini, mezhepsel, ekonomik ve tarihi önemi, onu küresel güçlerin siyasi oyunlarında sürekli bir kurban haline getirmiştir. Keşmir halkı 1947’den beri tam bağımsızlığına kavuşamamış ve kendi kaderini tayin hakkına sahip olamamıştır.
Hindistan, yetmiş yılı aşkın bir süredir askeri işgal gücüyle; Pakistan, siyasi yatırım yöntemiyle; dünya ise stratejik sessizliğiyle Keşmir halkının haklarını çiğnedi. Keşmirliler onuru, haysiyeti, kimliği ve ulusal egemenliği hak eden bir millettir ve davaları insanlık, adalet ve uluslararası hukuk ilkeleriyle uyumlu bir şekilde ele alınmalıdır.
Keşmir’in Tarihi Arka Planı:
Keşmir kadim, tarihi ve kültürel bir bölgedir ve de Budist, Brahman ve İslam medeniyetlerine ortak ev sahipliği yapmıştır. Doğal güzelliği, manevi ve ilmi değerleri nedeniyle bu bölgeye “Dünyanın Cenneti” denmiştir.
Keşmir, İslam yönetimi döneminde bilim, edebiyat, ticaret ve kültür için büyük bir merkezdi. Camiler, medreseler, kütüphaneler ve zaviyeler, medeni kimliğinin temel taşlarıydı. Müslüman yöneticiler, dini hoşgörü, birlikte yaşam ve medeni birlik konusunda eşsiz bir örnek sundular ve bölgeyi barış ve ilerleme vahası haline getirdiler.
Ancak sömürgecilik, bu cennetin gidişatını on dokuzuncu yüzyılın ortalarında bir anlaşmayla değiştirdi. 1846’da Amritsar Antlaşması uyarınca İngiliz sömürgeciliği, Keşmir’i, 750.000 Rupi karşılığında Hindu Dogra yöneticisi Gulab Singh’e devretti. Bu tarihi anlaşma sadece Keşmir halkının iradesine aykırı değildi; aynı zamanda onların siyasi ve insani haklarını açıkça ihlal ediyordu.
İngiliz Hindistan’ını 1947’de bölününce Keşmir, Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgelerden biri halindeydi ancak halkının kaderi, Hindistan ve Pakistan sınırları çizilirken dikkate alınmadı. Bu nedenle bölge, iki ülke arasında sürekli bir çatışma odağına dönüştü.
Keşmir’in Bölünmesi:
1947’de Hindistan ve Pakistan’ın bölünmesinden sonra Müslüman çoğunluklu bir bölge olmasına rağmen Keşmir, Keşmir halkının iradesine başvurulmaksızın üç parçaya bölündü:
1. Hint yönetimindeki Keşmir: Cammu, Keşmir ve Ladakh’ı kapsar. Hindistan, bu bölgeyi işgal etti ve hala askeri kontrolü altında.
2. Pakistan kontrolündeki Keşmir: “Azad Keşmir” ve “Gilgit-Baltistan”ı kapsar. Bu bölgeler, Pakistan yönetimi altındadır ancak kalıcı siyasi statüleri halen belirsizdir.
3. Çin kontrolündeki Keşmir: Büyük stratejik öneme sahip “Aksai Çin” bölgesidir. Çin daha sonra burayı ele geçirdi ve halen kontrolü altında tutuyor.
Keşmir halkının katılımı, danışılması veya onayı olmadan gerçekleşen bu üçlü bölünme, dünya siyasi tarihindeki en büyük adaletsizlik örneklerinden biridir. Keşmir halkına, referandum veya bağımsız bir kararla kendi kaderini tayin hakkı verilmedi; bu, Birleşmiş Milletler’in birçok kararıyla ve uluslararası ilkelerle açıkça çelişmektedir.
Bu bölünme nedeniyle, Keşmir bugün halen şiddetin, askeri işgalin, insan hakları ihlallerinin ve halkın kimliğinin inkar edilmesinin kurbanıdır.
Keşmir’in Büyük Savaşları
Hindistan ve Pakistan, Keşmir için büyük ve kanlı üç savaş yaptı. Bu savaşlar, Keşmir adına patlak vermiş olsa da gerçekte amaç, masum Keşmir halkının çıkarı değil her iki hükümetin siyasi ve askeri hedeflerini gerçekleştirmekti:
1. Birinci Savaş (1947–1948): Hindistan ve Pakistan’ın bağımsızlığından hemen sonra her iki tarafın Keşmir’i kontrol etmeye çalışması üzerine patlak verdi. Savaş, Birleşmiş Milletler’in müdahalesiyle sona erdi ancak Keşmir, ikiye bölündü.
2. İkinci Savaş (1965): Pakistan, Hint Keşmir’e sürpriz bir saldırı düzenlemeye çalıştı ve Keşmir halkının desteğini alacağını düşündü ancak savaş, her iki tarafın da ağır kayıplar vermesiyle başarısız oldu. Savaş, Taşkent Antlaşması ile sona erdi.
3. Üçüncü Savaş (1999 – Kargil Savaşı): Pakistanlı generaller, Kargil bölgesindeki nüfuzlarını genişletmeye çalıştı. Hindistan da askeri bir karşılık verdi. Savaş, her iki taraf için de büyük kayıplardan sonra sona erdi ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimi daha da derinleştirdi.
Tüm bu savaşlarda yüzbinlerce insan öldü. Kurban, aslen masum Keşmir halkıydı. Kendileri, siyasi bir çatışmada rehine kaldılar, barışın tadını alamadılar ve kendi kaderlerini tayin yetkisine sahip olamadılar. Bu savaşlar, çatışmayı çözmek yerine Hindistan ve Pakistan arasında kalıcı düşmanlığın, askeri rekabetin ve bölgesel istikrarsızlığın derinleşmesine katkıda bulundu.
Keşmir Halkına Yönelik İhlaller
Keşmir bir zamanlar güzelliğin, edebiyatın, dini hoşgörünün ve bol doğal kaynakların toprağıydı ancak bugün dünyanın en yoğun askeri hareketlilik yaşanan bölgelerinden biri haline geldi. Bölge, Hint ve Pakistan orduları tarafından kuşatılmış durumda ve insan hakları ihlalleri ile insanlık dışı davranışlar da günlük olarak devam ediyor. Keşmir halkına karşı, tüm uluslararası insan hakları ilkeleriyle açıkça çelişen eylemler işleniyor.
Binlerce Keşmirli yargılanmadan öldürüldü, bazıları kaybedildi, diğerleri ise yoğun işkence altında karanlık hapishanelerde acı çekiyor. Askeri güçler tarafından özellikle kadınlara ve kızlara yönelik cinsel saldırılar, sadece aileler için değil ümmetin tamamı için bir hakarettir. Bu suçlar belgelenmiştir ve uluslararası kuruluşlar tarafından raporlar yayınlanmıştır.
Askeri operasyonlar sırasında insanların evleri, dükkanları ve mülkleri merhametsizce yıkılıyor, aileler evsiz kalıyor. Eğitim kurumlarının kapatılması, öğrencilere yönelik şiddet ve sağlık hizmetlerinin yokluğu, ümmetin yok edilmesinin diğer biçimlerini temsil ediyor. Ticaret kısıtlı, iş fırsatları yok denecek kadar az ve insanlar aileleri ve köyleriyle iletişim kurma nimetinden mahrum bırakılıyor.
Bugün Keşmir, dünyanın en şiddetli insani krizlerle karşı karşıya olan bölgelerinden biri olarak sınıflandırılıyor ancak büyük güçlerin siyasi çıkarları bu felaketi gizli tutuyor. Keşmirliler yaşam, özgürlük, eğitim, çalışma ve onursal haklarından mahrum bırakılıyor ve bu artık göz ardı edilmemesi gereken devamlı bir trajedi halini almış durumda.
Pakistan Kontrolündeki Keşmir – Özgürlük Adı Altında Askeri Yönetim
Pakistan, kendisini uluslararası platformlarda Keşmir halkının destekçisi olarak sunsa da kontrolü altındaki Keşmir’de (Azad Keşmir ve Gilgit-Baltistan) gerçekler tamamen farklı. Burada halkın hiçbir yetkisi, siyasi özgürlüğü ve hatta kaderini tayin hakkı yok:
1. Siyasi ve Medeni Özgürlüklerin Yokluğu: Azad Keşmir halkına ifade, siyaset ve karar alma gibi haklar tanınmıyor. Siyasi faaliyetler ordu, istihbarat ve yerel yasaların gözetimi altında katı bir şekilde kısıtlanıyor.
2. Gilgit-Baltistan: Pakistan, bu bölgeyi stratejik hedefler için asıl Keşmir meselesinden ayırdı; buranın hakları, siyasi yetkisi, kimlik veya mülkiyet hakları verilmedi.
3. Ordunun Kontrolündeki Politikalar: Seçimler görünüşte yapılıyor ancak tüm adaylar ve partiler Pakistan’a “bağlılık” göstermeli ve Pakistan askeri sistemine tabi olmalı. Pakistan istihbaratı, perde arkasındaki nihai kararları alıyor.
4. Yasadışı Müdahaleler ve Askeri Varlık: Pakistan ordusu bölgedeki her önemli konuda karar yetkisine sahip. Resmi yasal kurumlar, yetkilerini kaybetti ve burada yaşayanlar tamamen çaresizlik içinde.
5. Azad Keşmir – Sadece Bir İsim, Gerçek Değil: “Özgür” anlamına gelen “Azad” kelimesi artık sadece manşetlerde ve medya sloganları için.
Gerçekte bu, Pakistan devletinin merkezi kurumları tarafından doğrudan yönetilen bir askeri yönetimdir. Pakistan kontrolündeki Keşmir, haklarından mahrum bırakılmış bir bölgedir ve halkı, Hint işgali altındaki Keşmir gibi adaletsizlik, mahrumiyet ve çaresizlikle karşı karşıyadır.
Soru şu: Pakistan neden Keşmir halkına zulmediyor?
Pakistan’ın Keşmir halkına yönelik zulümleri rastgele değil birkaç önemli hedefi gerçekleştirmek için yürütülüyor: Birincisi: Keşmir, Çin, Hindistan, Orta Asya ve Güney Asya arasında yer alır; bu nedenle Pakistan, bölgesel etkisini artırmak ve “Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nu (CPEC)” korumak için askeri güç yoluyla onu kontrol etmeye çalışıyor.
2. İç Çıkarlar İçin Keşmir İsminin Sömürülmesi:
• Ordu bütçelerini artırmak için bahane.
• Halkın dikkatini (ekonomi, yolsuzluk gibi) gerçek sorunlardan uzaklaştırmak.
• Hindistan’a karşı propaganda aracı.
• Uluslararası sempati ve yardım çekmek.
3. Pakistan Ordusu Keşmir Meselesini Sürekli Bir Anlaşmazlık Olarak Tutmak İstiyor, böylece:
• Bütçenin büyük kısmını kendisi için ayırabilir.
• Siyasi sisteme baskı uygulayabilir.
• Sivil hükümetleri zayıflatabilir.
• Ordunun yönetime müdahalesini meşrulaştırabilir.
4. Pakistan Askeri Sistemi Bu Hedefleri Gerçekleştirmek İçin Şunları Yapıyor: Haklarını talep etmek için sesini yükselten herkes susturuluyor. Liderler, avukatlar, gazeteciler ve sivil aktivistler yargılanmadan tutuklanıyor. Medya kısıtlanıyor, internet kesiliyor ve gerçek hikayelerin ortaya çıkmasına izin verilmiyor. Halkın gerçek temsilcileri dışlanıyor ve yerlerine askeri kuruma sadık kişiler atanıyor.
Dolayısıyla Pakistan, Keşmir’e, bir halkı ve hakları olan bir bölge olarak değil siyasi bir araç olarak bakıyor. Keşmirlilere ne bağımsızlık ne onur ne de en temel yaşam haklarını verdi. Bu bir strateji satrancıdır fakat kurbanları, Keşmir halkıdır.
Keşmirlilere neden Pakistan devlet kurumlarında, parlamentoda veya hükümette görev verilmiyor?
Bu, Pakistan askeri sisteminin yapısını ve çifte standartlı politikalarını yansıtan derin ve köklü bir sorundur. Pakistan, Keşmirlileri desteklediğini iddia etse de uygulamaları bunun aksini gösteriyor.
Pakistan, resmi olarak Keşmir’i topraklarının bir parçası olarak tanımıyor ancak fiilen onu yönetiyor ve kontrol ediyor. Bu çelişki, Keşmirlileri herhangi bir resmi siyasi haktan mahrum bıraktı. Pakistan Anayasası, onlara tam vatandaşlık, eşit medeni haklar veya siyasi katılım hakkı tanımıyor. “Azad Keşmir” seçimleri, ordu ve istihbaratın doğrudan kontrolü altında yapılıyor ve gerçek özgür seçimler değil. Gilgit-Baltistan sakinleri parlamentoda temsil edilme hakkından bile mahrum. Hükümette veya orduda Keşmirlilerin varlığı sadece semboliktir, gerçek bir yetkileri bulunmuyor.
Tüm bunlar, Pakistan’ın Keşmirlileri kimlik, yetki ve temsil hakkından mahrum bıraktığının ve Keşmir politikasının halkın refahıyla ilgisi olmayan sömürgeci ve askeri hedeflere dayandığının açık bir kanıtıdır.
Pakistan Kontrolündeki Keşmir Halkına Neden Hizmet, Eğitim ve Altyapı Sağlanmıyor?
“Azad Keşmir” veya Gilgit-Baltistan’da olsun, insanlar ihmal, dışlanma ve kalkınma eksikliğinden muzdarip. Pakistan, uluslararası topluma Keşmir’i desteklediği yönünde iddialarda bulunsa da gerçek tamamen farklı. Halka yardım sağlanmadığı gibi temel insan haklarından da mahrum bırakılıyor. Pakistan hükümetinin hedefi “gerçek kalkınma” değil, “siyasi kazançlar”dır. Keşmir ismini sadece Hindistan karşıtı sloganlar için kullanıyor, halkın refahı için değil.
Pakistan bölgedeki temel hizmetlere hiç ilgi göstermedi. Büyük projeler yok, hatırı sayılır inşaat yatırımları yok. Yollar, köprüler ve diğer altyapılar ya harap halde ya da hiç inşa edilmemiş. Okullar, üniversiteler ve teknik enstitüler çok az ve eğitim seviyesi o kadar düşük ki gençler eğitimlerine devam etmek için diğer eyaletlere göç etmek zorunda kalıyor. Hastaneler az, ekipmanlar neredeyse yok ve uzman doktorların bölgede çalışmasına izin verilmiyor. En basit hastalıklar için bile insanlar uzun mesafeler kat etmek zorunda. Tarım, sanayi ve ticaret tamamen çöktü, bu da gençleri iş aramak için Pencap, Sind veya Hayber’e göç etmeye zorladı.
Pakistan’ın Keşmir politikası, ilgi göstermek üzerine değil kasıtlı bir yoksullaştırma süreci üzerine kuruludur. Bu politika, bölge sakinlerini yoksulluk, cehalet ve mahrumiyet içinde tutmayı, böylece de siyasi bilinçten yoksun ve sessiz kalmalarını amaçlıyor.
Keşmir Halkı, Özellikle Pakistan Kontrolü Altındakiler, Ne Yapmalı?
Keşmir halkının özgürlüğü ve kendi kaderini tayini için önlerindeki tek etkili yol, bu halkın bilinçlenmeye, idrak etmeye, birlik olmaya ve sürekli sivil, siyasi ve cihat mücadelesine yönelmesidir. Kimliğini, kültürünü ve dilini koruyan bir halkın hiçbir işgalci uzun süre karşısında duramaz. Bu nedenle Keşmirliler, dilsel, kültürel ve tarihi zenginliklerinin değerini anlamalı ve bunları, Pakistan ve Hint kültürel hegemonyasından korumalıdır.
Ayrıca protestolar, kalem, medya, analitik yazılar ve uluslararası yasal mekanizmalar yoluyla seslerini yükseltmeliler. İç çekişmeler ve bölünmeler, kontrol eden güçlerin elindeki en büyük araçtır, bu nedenle halk “tek halk, tek ses, tek hedef” ilkesi üzerinde durmalıdır ki dış müdahaleleri engelleyebilsin.
Bilgi yaymak da hayati bir yönüdür. Her adaletsizlik, zorla kaybetme, işkence, mahrumiyet ve ayrımcılık, kanıtlarla belgelenmeli; uluslararası medyaya sunulmalı; Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), Avrupa Birliği (AB) ve diğer kurumlarla paylaşılmalıdır. Uluslararası baskı oluşturmak, işgalci güçler için büyük bir engel oluşturabilir.
Eğitim ve fikri bilinç, Keşmir neslinin bağımsızlık fikrinin temeli olmalı ve bu çabalar aracılığıyla hem Pakistan’ın hem de Hindistan’ın zalim askeri hegemonyasından kurtulmalıdırlar.
Pakistan kontrolündeki kurumların ve ordu tarafından özgürlük adı altında yönetilen sözde kuruluşların maskesi düşürülmelidir. Halk, “Özgür Keşmir” denilen şeyin aslında askeri kurumlar tarafından yönetilen bir vitrin bölgesi olduğunu fark etmelidir. Bağımsız düşünce ve ulusal iradenin yokluğu, siyasi köleliğin bir biçimidir.
Uluslararası ve bölgesel düzeyde özgürlük arayan halklarla dayanışmak da önemli bir adımdır. Filistinliler, Beluçlar, Kürtler, Uygurlar ile deneyimleri paylaşmak ve Keşmir davasını araştırmacılara, gazetecilere ve uluslararası uzmanlara sunmak, uluslararası toplumu bu mazlum halkın gerçeğiyle tanıştırabilir ve acılarına karşı küresel vicdanı uyandırabilir.
Sonuç olarak:
Keşmirliler, Pakistan’ın kaderlerine karar veren taraf olmadığını fark etmelidir. Hakların, onurun, kimliğin, egemenliğin ve toprağın savunulmasını ancak birleşik, bilinçli, mücadeleci bir halk yapabilir ve uzun vadeli bir strateji hazırlamalıdırlar. Bu halk şimdi bağımsızlığını ilan etme kararını almalıdır ki bağımlılıktan kurtulsun ve gerçek özgürlüğe doğru ilerlesin.
Keşmir meselesi, sadece bölgesel bir anlaşmazlık değil kimlik ve insanlık onuru için mazlum bir halkın mücadelesidir. 1947’den beri Keşmir halkı, jeopolitik rekabetlerin, askeri ticaretin ve stratejik hedeflerin kurbanı oldu. Pakistan, onu, askeri ve siyasi çıkarlarını gerçekleştirmek için kullandı; uluslararası güçler ise sessiz seyirci konumunda kaldı.
Keşmirlilerin yaşam, eğitim, özgürlük, siyasi katılım ve kimlik gibi temel hakları sürekli olarak çiğnendi. Bu halka barış, kalkınma ve adalet yerine savaş, sansür, adaletsizlik ve ekonomik çöküş dayatıldı. Bu halkın iradesi zayıflatıldı ve Pakistan askeri sistemi tarafından “özgürlük” sloganı altında askeri bir yönetim dayatıldı.
Tüm bu gerçeklere dayanarak artık dünyadaki adalet savunucularının, uluslararası kuruluşların, İslam dünyasının ve insan hakları aktivistlerinin teorik tartışmalarla yetinmek yerine Keşmir meselesi için adil bir çözüm bulmaya odaklanma zamanı gelmiştir. Keşmir halkı, kendi geleceğini kendisi seçmeli, kaderini özgür iradesiyle belirlemeli, iktidarının ve egemenliğinin dizginlerini eline almalı ve askeri güçlerin elinde bir araç olarak kalmamalıdır.
















































