Ey altın tarih sayfaları! Bu topraklardaki her taş, fedakarlık kanlarını içti ve her dalga kahramanların hikayelerini anlatıyor. Burada bir kılıcın şakırtısı, özgürlük marşıdır ve işgalcilerin yere düşüşü dağ vadilerinde bugüne kadar halen duyulmaktadır.
Mirveyz Nika’dan Ahmed Şah Baba’ya kadar, bu toprak, yabancı kurşunların susturamadığı kahramanların vatanıdır; onlar dinleri, onurları, kültürleri ve şerefleri uğruna dünya imparatorluklarının alınlarını gömdüler. Babür’ün kurşunları, Moğolların kibiri ve İngilizlerin kara sömürgesi; hepsi Afganların iman barutu karşısında solup gitti. Zira bu halk, kölelik zincirlerine asla boyun eğmedi.
Sovyetlerin zırhlı tankları, ülkenin dağlarını dövdüğünde dağların gençleri hafif silahları ve kalplerinin ateşiyle direndi ve dünyanın güçlü ordusunu süpürüp attı ve şehitlerin kanları, vatanın bağımsızlığını çiçeklendiren su damlalarıydı.
Ve Amerika’nın ve NATO’nun en güçlü orduları bu topraklara indiğinde mücahitlerin imanı ve fedakarlıkları onların kibirlerini bir avuç toprakta paramparça etti; milyarlarca dolarları, gelişmiş silahları ve teknolojileri, Afgan mücahidin tekbiri karşısında yenilgiye uğradı, böylece bu toprak bir kez daha özgürlük mürekkebiyle renklendi.
Molla Muhammed Ömer Mücahid, o cesur zahit, dünya güçlerine karşı meydan okuma sancağını yükseltti; onun vizyonu, milletlerin duygularını uyandırdı ve mücahitlerin kalplerine zafer nuru verdi. Ve Şehit Molla Ahtar Muhammed Mansur (Allah ondan razı olsun) onun adımlarını attı ve kanlarıyla ümmeti yönlendirdi, özgürlük kıvılcımını yaktı, böylece din ve onuru korumak uğruna canını feda etti.
Bu toprak, şehitlerin kanlarıyla sulanmıştır; Mirveyz Nika’nın cesaret hikayeleri, Spingar’ın rüzgarları tarafından söylenir ve Kandahar’ın coşkulu ezgilerinin gürültüsü içinde Ahmed Şah Baba’nın kılıç sesleri yaşar ve günümüz mücahitlerinin isimleri, tarihin sayfalarında kalacak altın harflerle yazılıdır.
Ey genç nesil! Sen, büyük güçleri kendi önlerinde yenilgiye uğratan o kahramanların varisisin. Damarlarında işgalcilerin kanları ve kalbinde coşku alevi var. Bugün mücadele meydanı, dün silahına ihtiyaç duyduğu gibi senin kalemine ve ilmine de ihtiyaç duyuyor.
Eğer dün tüfeklerin melodileri duyuluyor idiyse bugün kitabın sayfası senin silahındır. Eğer dün dağın zirvesinde tanklar var idiyse bugün kalen, üniversite salonudur. Fakat gurur ve onur mesajı asla yok olmamalıdır. Tarihimizdeki kahramanlarımızı bize rehberlik eden deniz fenerleri kılalım, iman nuruyla ilerleyelim ve din ile vatanın onurunu ebediyen koruyalım. Bu, canlarını verenlerin toprağıdır ve her dalgası bir coşku denizidir.
















































