İslam, İtidal ve Orta Yol Dinidir!

Bölüm 15

Hayber Celal

15. Güç ve Sorumluluk Kullanımında İtidal

Güç, ehil olma ve sorumluluk, Allah Teala’nın bazı kullarına bahşettiği en büyük nimetlerdendir; ancak İslam’ın bakış açısından güç, bir imtiyaz değil, bilakis bir emanet ve sorumluluktur. Zira toplumun herhangi bir kademesinde ehil olan ve güç sahibi olan herkes, Allah Teala’ya ve O’nun kullarına karşı sorumludur ve kıyamet gününde bu gücü nasıl kullandığından sorguya çekilecektir. İslam, ortaya çıkışının başlangıcından itibaren güç kavramını istibdat ve bencillik çerçevesinden çekip çıkarmış ve onu adalet, hizmet ve sorumluluk çerçevesinde şekillendirmiştir.

Buna göre yönetici, hakim, alim, başkan, amir, müdür, öğretmen, aile reisi ve herhangi bir sorumluluk üstlenen herkes, salahiyetlerini insanların maslahatlarını gerçekleştirmek ve adalet değerlerini tesis etmek için kullanmakla yükümlüdür. Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.” [Nisa, 58].

Bu mübarek ayet, İslam’da sorumluluk ve idareye dair temel asıllardan birini beyan etmektedir; zira güç, ancak adalet ve emanetle birlikte olduğunda meşru ve değerli olur.

Diğer yandan İslam, zulüm, ayrımcılık, ırkçılık, istibdat ve tahakküm gibi her türlü güç istismarına şiddetle karşı çıkmaktadır. Tarih, yöneticiler adalet yolundan her saptığında, gücü kendilerini yüceltmek ve şahsi menfaatlerini güvence altına almak için bir vasıta olarak kullandığında, toplumun krizlerle, karışıklıklarla ve çöküşle karşılaştığını kanıtlamıştır.

Allah’ın peygamberi Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz.” (Buhari ve Müslim rivayet etmiştir). Bu hadisi şerif açıkça göstermektedir ki sorumluluk yalnızca yöneticiler ve valilerle sınırlı değildir; bilakis her insan kendi sorumluluk alanı içinde sorguya çekilecektir.

Bunun yanı sıra İslam, zayıflığı, acizliği veya vazifelerin eda edilmesinde ihmali de onaylamamaktadır. Ne yazık ki günümüzde bazı fertler, adaleti ikame etmekten ve vazifelerini eda etmekten kaçınmak için yumuşaklık ve şefkati bahane edinmektedir; oysa bu davranış da itidal yolundan bir sapma sayılmaktadır. Zira aşırı sertlik nasıl yeriliyorsa zayıflık ve kusur da zararlıdır.

Özetle, İslami itidal, sorumluların vazifelerini yerine getirmede kararlı olmalarını gerektirir; ancak bu kararlılık adalet, merhamet, hikmet ve insanların haklarına riayetle birlikte olmalıdır. Ne zulme ve nefrete yol açacak derecede sert, ne de insanların haklarının kaybolacağı ve toplum düzeninin bozulacağı derecede müsamahakar olmalıdırlar.

Gücün kullanımında itidalin alametlerinden biri de ilim ehli, tecrübe sahipleri ve görüş sahipleriyle istişare etmektir. Allah Teala müminlerin vasıflarını beyan ederek şöyle buyurmuştur: “Ve işleri aralarında istişare iledir.” [Şura, 38].

İstişare, görüşte istibdadı önler ve daha isabetli ve daha adil kararlar alınmasına imkan açar. Bu sebeple İslam, güce tahakküm ve tasallut vasıtası olarak bakmaz; bilakis ona, insanlara hizmet, adaleti gerçekleştirme, hakları koruma ve toplumun maslahatlarını güvence altına alma yolunda seferber edilmesi gereken ilahi bir emanet olarak bakar. Sorumlular bu asla bağlı kaldığında toplum güvenliğe, istikrara ve ilerlemeye doğru yol alır; ondan uzaklaştıklarında ise zulmün, fesadın ve cebrin yayılmasına zemin hazırlanır.

Exit mobile version