Ramazan’ın 17’si, Bedir Savaşı’ndan Önceki Gece:
Ramazan’ın 17’si Cuma gecesi, İslam ordusu Bedir’e ulaşmış ve kuyuların yakınında kamp kurmuştur. Bu önemli gecenin olayları aşağıda ayrıntılı olarak açıklanmıştır:
İlk Keşif ve Yaşlı Bir Arap ile Karşılaşma:
O akşam Peygamberimiz Muhammed (S.A.V.), her iki ordunun hareketleri hakkında istihbarat toplamak için Ebu Bekir Sıddık (RA) ile yola çıkmıştır. Daha sonra Kureyş yakınlarında yaşlı bir Arap adamla karşılaşmışlar ve ona Kureyş güçlerinin yerlerini sormuşlardır. Yaşlı adam, “Önce kendinizi tanıtın” diye cevap vermiş, Peygamber (S.A.V.) ise “Bize bilgi verirseniz, kendimizi tanıtırız” demiştir.
Yaşlı adam daha sonra, “Medine ordusunun şu tarihte yola çıktığını duydum, bu yüzden bugün şu ve şu yerde olmalılar,” diyerek İslam ordusunun konumunu tam olarak işaret etmiş “Kureyş (de) şu ve şu tarihte yola çıktı ve şimdi şu ve şu yerde olmalılar” diyerek Kureyş’in bulunduğu yeri de göstermiştir. Nereden olduklarını sorduğunda, Peygamber (S.A.V.) basitçe, “Sudan geliyoruz” diye cevap verip geri çekilmiştir.
O gecenin ilerleyen saatlerinde, Peygamber (S.A.V.) daha fazla keşif yapmak üzere Zubeyr bin Avvam, Ali bin Ebî Talib, Sa’d bin Ebî Vakkas ve diğerlerinden müteşekkil bir grubu daha göndermiştir. Bu grup da görevleri sırasında Kureyş’ten iki su taşıyıcısıyla karşılaşmışlar ve onları o sırada namaz kılan Peygamber’in (S.A.V.) huzuruna getirmişlerdir.
Ebu Sufyan’ın kervanının yakınlarda olabileceği umuduyla esirlere soru sormuşlar, ancak esirler kervanla bir bağlantıları olmadığını belirtip sadece Kureyş ordusu için su taşıyıcısı olduklarında ısrar etmiştir. Onların bu iddialarından şüphelenen Sahabeler, kervanın bir parçası olduklarını iddia edip doğruyu itiraf edene kadar onları darp etmiştir. Peygamber (S.A.V.) namazını tamamladığında, durumu açık bir ahlaki rehberlikle ele almış ve “Doğruyu söylediklerinde onları dövdünüz ve yalan söylediklerinde onları serbest bıraktınız” demiştir.
İstihbarat Değerlendirmesi ve Taktiksel İçgörü:
Peygamber (S.A.V.) daha sonra esirlere şahsen şu soruları sormuştur:
“Kureyşliler nerede konuşlandı?”
Esirler: “Şu tepenin ardında.”
Peygamber (S.A.V.): “Kaç kişiler?”
Esirler: “Çoklar.”
Peygamber (S.A.V.): “Sayılarını tahmin edebilir misin?”
Esirler: “Tam sayıyı bilmiyoruz.”
Peygamber (S.A.V.): “Günde kaç deve kesiyorlar?”
Esirler: “Bir gün dokuz, ertesi gün on.”
Bu bilgilere dayanarak Peygamber (S.A.V.) doğru bir şekilde “Onlar dokuz yüz ila bin kişi arasındadır” diye tahminde bulunmuştur. Niye bu tahminin daha sonra doğru olduğu ortaya çıkmıştır.
Kureyşliler arasında hangi liderlerin bulunduğu sorulduğunda, esirler Utbe, Şeybe, Hakim ibn Hizam, Ebu Cehil, Ümeyye ibn Halef, Haris ibn Amir, Huveylid ibn Nevfel ve diğerlerini saymıştır. Peygamber (s.a.v.) daha sonra ashabına dönerek, “Gerçekten Mekke, ciğerinin en seçkin parçalarını (yani en önde gelen reislerini ve soylularını) size gönderdi” demiştir.
Hubab bin Münzir’in Tavsiyesi:
Bu değerlendirmenin ardından Hubab bin Münzir’den (Allâh ondan razı olsun) önemli bir öneri gelmiştir. O, Peygamber’e (s.a.v.) yaklaşmış ve şöyle demiştir;
“Ey Allâh’ın Rasulü, bu karargâh İlahi vahye mi dayanıyor, yani ne ilerleyeceğiz ne de geri çekileceğiz? Yoksa bu bir askeri strateji ve görüş meselesi mi?”
Peygamber (s.a.v.) “Benim görüşüm ve stratejim” diye cevap verince Hubab “Bu ideal bir konum değil. Düşmana en yakın kuyuya gidelim, diğer tüm kuyuları tıkayalım ve kendi kullanımımız için bir rezervuar inşa edelim. Bu şekilde, savaş sırasında suyumuz olur ve düşmanı da sudan mahrum bırakırız” diye tavsiyede bulundu. Peygamber (s.a.v.) onun bu tavsiyesini takdir etti ve hemen o gece ordunun yeniden mevzilenmesini emretti.
İslam Ordusuna İlahi Lütuf:
Kureyşliler Müslümanlardan önce Bedir’e ulaşmış ve en elverişli yeri gözlerine kestirmiş olsalar da, Allâh’ın yardımı o gece Müslümanlara tecelli etmiştir.
İslam ordusu, geçilmesi zor olan kumlu bir alanda kamp kurmuştu. Allâh, hikmetiyle o gece yağmur yağdırdı. Müslümanlar için yağmur kumu sıkılaştırdı, sağlamlaştırdı ve yürünebilir hale getirdi. Kureyşlilerin konumu ise çamurlu ve dengesiz bir hale geldi ve hareketlerini engelledi.
Daha da dikkat çekici olanı, Müslüman kampına ilahi bir sükûnet indi. Tüm ordu, içsel huzurun ve ilahi güvencenin bir işareti olarak huzurlu bir uyku çekti. Allâh Subhânehu ve Teâlâ bu olayı Kur’an’da şöyle haber vermektedir:
إِذْ يُغَشِّيكُمُ النُّعَاسَ أَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهِ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْأَقْدَامَ.
“Hani O, size kendi katından bir emniyet olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu. Sizi tertemiz yapmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalblerinizi pekiştirmek ve ayaklarınıza sebat vermek için gökten üstünüze bir su indiriyordu.” (Enfal Suresi: 11)
















































