Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Savaşları: İnsanlık İçin Dersler

Bölüm 37

Ebu Reyyan Hamidi

Şehitleri ve Yaralıları Arama:
Ömer (radiyallahu anhu) ile Ebu Süfyan arasındaki konuşma sona erince Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dağdan indi ve de şehitleri ve yaralıları kontrol etmeye başladı. Şimdi gelin, bazı kahramanların fedakqrlıklarından bir kısmını şu satırlarda zikredelim:

Zeyd bin Sabit (radiyallahu anhu), şehitler arasında Sa’d b. Rebi’yi (radiyallahu anhu) arayarak dolaşıyordu. Nihayet onu can çekişme halinde buldu. Zeyd, Sa’d’a Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) selamını iletti. Sa’d şöyle karşılık verdi: “Resulullah’a da Allah’ın selamı ve bereketi olsun. Ona şöyle de: ‘Ben cennetin kokusunu alıyorum.’ Ve kavmim Ensar’a söyle: ‘Eğer Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) bir kötülük dokunursa Allah Teala katında sizin için hiçbir mazeret kalmaz.'” Bu sözlerin ardından çok geçmeden ruhunu teslim etti ve şehitlik mertebesine ulaştı.

Yaralılar arasında Amr b. Sabit (radiyallahu anhu) de vardı. Bu savaştan önce Müslüman olmamıştı ancak savaş meydanında yaralı olarak bulundu. İnsanlar ona şöyle sordu: “Bu savaşa katılışın vatan ve aşiretini savunmak için miydi, yoksa İslam sevgisi için mi?” Amr (radiyallahu anhu) dedi ki: “Bilakis İslam sevgisiyle geldim. Allah’a ve Resulü’ne iman ettim.” Bu sözlerin ardından çok geçmeden şehit düştü. Durumu Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) ulaşınca o ana kadar tek bir namaz kılmamış olmasına rağmen şöyle buyurdu: “O, cennet ehlindendir.”

Yaralılar arasında Kuzman adında bir adam da vardı. Aslan gibi savaştı ve müşriklerden yedi veya sekiz kişiyi öldürdü. Müslümanlar onu taşıdıklarında onu İslam’a davet etmeye ve kelime-i şehadet getirmesini istemeye çalıştılar. Ancak o bunu reddetti ve dedi ki: “Allah’a yemin olsun ki sadece kavmimin şerefini savunmak için savaştım. Eğer bu olmasaydı savaşa girmezdim.” Daha sonra yaralarının çokluğuna dayanamayıp kendi canına kıydı. Kendisi Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında anıldığında şöyle buyururdu: “O, cehennem ehlindendir.”
Öldürülenler arasında, şehitlerin efendisi Hamza (radiyallahu anhu) da vardı. Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) gözü ona iliştiğinde üzüntüsü şiddetlendi ve kalbi acıyla doldu. Şöyle dedi: “Eğer Kureyş’e karşı zafer kazanırsam onlardan mutlaka otuz kişiyi şöyle cezalandıracağım.” Bunun üzerine sahabelerin de göğüslerinde öfke ateşi tutuştu ve dediler ki: “Allah’a yemin olsun ki Kureyş’i, Araplar arasında eşi benzeri görülmemiş bir şekilde cezalandıracağız.” Bundan sonra Allah Teala şu ayeti indirdi:

“Eğer ceza verecek olursanız size verilen cezanın misliyle ceza verin. Eğer sabrederseniz, bu sabredenler için elbette daha hayırlıdır.” (Nahl Suresi 126)
Şehitlerin Cenaze Namazı:
Öğle vakti girdiğinde Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şehitlerin cenaze namazını kıldı, ardından onlara uzun bir dua etti. Daha sonra defin işlemlerini bizzat üstlendi. Şehitler ikişer ikişer veya üçer üçer aynı kabre defnediliyordu. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), onların hangisinin Kuran-ı Kerim’i daha çok ezberlediğini soruyordu. Kendisine bir kişi işaret edildiğinde onu öne alıyor, kabre önce konulmasını sağlıyor, ardından diğer şehitler onu takip ediyordu.

Bazı insanlar, şehitlerini Medine’ye nakletmek amacıyla taşımışlardı. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara, şehitleri geri getirmelerini ve savaş meydanında düştükleri yere defnetmelerini emretti. Bu, hüzünlü bir manzara ve İslam tarihine geçen acı dolu bir andı.

Daha sonra, düşman savaş alanından çekilince Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali’yi (radiyallahu anhu) onların ardından göndererek durumlarını araştırmasını ve hangi yöne yöneldiklerini öğrenmesini istedi. Ona şöyle dedi: “Eğer atlara binip develeri olduğu gibi yürür halde bırakmışlarsa Medine’ye yöneldiklerini bil. Eğer develere binip atları bırakmışlarsa Mekke’ye gittiklerini bil.” Ali (radiyallahu anhu) hemen yola çıktı ve kısa bir süre sonra haberlerini alarak geri döndü ve dedi ki: “Develere binmişler, atları da yanlarında sürüklüyorlar, yani Mekke’ye gidiyorlar.”
İşte bu, İslam tarihinin ikinci büyük savaşı olan büyük Uhud Gazvesi’dir. Bu gazve, kalemlerin yazmakta aciz kalacağı kahramanlıklarla ve tarihin benzerini görmediği fedakarlıklarla doludur.
İnşallah bir sonraki makalede, Uhud Gazvesi’nden alınan dersler olacaktır.

Exit mobile version