Filistin İşgalinin Tarihsel Arka Planı
Bugün Gazze’yi tüketen ateşi ve onu çevreleyen ağır sessizliği anlamak için başlangıca dönmek gerekir. Mevcut trajedi bir gecede ortaya çıkmadı; uzun, karmaşık ve şiddetli bir tarihsel sürecin sonucudur.
Bu tarihsel sorgulama, temel sorularla başlar. Binlerce yıllık tarihe sahip, köklü bir halkın yurdu olan bir toprak, nasıl oldu da dünyanın en uzun ve en çözümsüz çatışmalarından birinin merkezi haline geldi? İşgalin temelleri ne zaman atıldı ve hangi siyasi, ideolojik ve sömürgeci güçler onun büyümesini mümkün kıldı? Ve onlarca yıllık diplomasi ve değişen küresel güç yapılarına rağmen bu çatışma neden sadece devam etmekle kalmayıp aynı zamanda daha da kökleşmiş ve yıkıcı hale geldi?
Bu soruların cevapları, bugün yaşanan felaketin boyutunu kavramak için çok önemlidir.
Filistin işgalinin kökleri, Avrupa genelinde milliyetçi hareketlerin yükselişiyle tanımlanan on dokuzuncu yüzyılın sonlarına uzanır. Politik Siyonizm de tam bu dönemde ortaya çıktı ve Filistin’de “Yahudi halkı için ulusal yurt” kurulmasını talep etti. O zamanlar Filistin, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçasıydı ve ezici çoğunlukla Arap Filistinlilerce meskundu.
Bu siyasi hırs, daha sonra I. Dünya Savaşı’nın ardından Filistin’in kontrolünü üstlenen İngiliz hükümeti tarafından 1917’de Balfour Deklarasyonu’nun yayınlanmasıyla resmi destek kazandı.
İngiliz yönetimi döneminde sömürgeci politikalar, ülkeyi derinden değiştirdi. Yahudi göçü aktif olarak teşvik edildi, toprak mülkiyeti modelleri yeniden şekillendi ve idari kararlar sürekli olarak Siyonist yerleşimi destekledi. Bu önlemler, Filistin’in demografik ve toprak gerçekliğini yavaş yavaş dönüştürdü ve yerli Filistinli nüfusa karşı tekrarlanan huzursuzluklar ve şiddetli çatışmalar doğurdu.
II. Dünya Savaşı ve Holokost’un dehşetinden sonra, bir Yahudi devleti kurulması yönündeki uluslararası baskı yoğunlaştı. 1948’de Birleşmiş Milletler, biri Yahudi biri Arap olmak üzere iki devlet oluşturulmasını öngören bir bölünme planı teklif etti. Siyonist liderlik, planı kabul etti ve İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan etti.
Filistinliler ve komşu Arap devletleri, planı adaletsiz ve dayatma olarak gördükleri için reddettiler. Sonuç, savaş oldu; İsrail’in askeri zaferi ve işgalin, Filistin devletine ayrılan toprakların çok ötesine genişlemesiyle sonuçlandı.
Filistinliler için 1948 yılı, Nekbe’yi, yani Büyük Felaket’i simgeler. Yüz binlerce kişi zorla yerinden edildi, kasaba ve köyleri yok edildi, toprakları gasp edildi. Bu an, Filistinli hayatını ve siyasi bilincini şekillendirmeye devam eden uzun süreli bir ulusal travmanın başlangıcı oldu. Batı Şeria ve Gazze’yi İsrail işgali altına alan 1967 savaşı, bu gerçeği daha da derinleştirdi, yerinden edilmeyi kalıcı bir duruma ve işgali yerleşik bir sisteme dönüştürdü.
Bu makale, bu tarihi, analitik ve eleştirel bir mercekten incelemektedir; tarihsel kayıtlara, uluslararası siyasi tartışmalara ve çatışmanın ideolojik temellerine dayanmaktadır. Amaç sadece olayları anlatmak değil Filistin trajedisini on yıllardır sürdüren sömürgecilik, milliyetçilik ve büyük güç siyasetinin altında yatan güçleri ortaya çıkarmaktır.
Bu bağlamda görüldüğü gibi bugünkü Gazze dar bir “güvenlik sorunu” olarak görmezden gelinemez. O, mülksüzleştirme, direniş, askeri işgal ve toplu kuşatmanın yetmiş yıllık hikayesinin en yeni bölümüdür. Bu tarihsel arka planı anlamak, mevcut insani felaketin boyutunu kavramak, uluslararası toplumun sessizliğini değerlendirmek ve önümüzdeki yolu tanımlayan derin belirsizliği fark etmek için elzemdir.
















































