Herhangi bir toplumda meydana gelen her türlü ıslah veya fesadın kaynağı, o toplumda “alimler” olarak bilinen merkezi tabakadan neşet eder. Toplumun fikri ve ahlaki yönlendirilmesini güçlendirmede temel bir role sahip olmaları hasebiyle toplumu ya ıslaha ya da fesada götürenler işte onlardır. Aynı şekilde, dinin doğru anlaşılmasını sağlamak ve onu insanlara tebliğ etmek de onların sorumluluğundadır.
Ancak bu merkezi tabaka asli sorumluluğundan saptığında, dini şahsi çıkarları için tahrif ettiğinde ve itidal ile orta yol yerine katı anlayışı tercih ettiğinde onlara nebilerin varisleri unvanı verilmez, bilakis “başarısız alim” olarak nitelendirilirler. Bu aşırı ve faydasız alimlerin varlığı, sadece dinin namını lekelemekle kalmaz, aynı zamanda toplumun bireylerini ve takipçilerini aydınlık yerine karanlıklarda tutar ve de onları dosdoğru yol yerine eğri yollara sevk eder.
Bu aşırı alimlerin günümüzdeki en belirgin örneği, Harici DAEŞ’cilerin Horasan kolunun cahil ve katı alimleridir. Bunlar geçmiş yıllarda aşırılık propagandalarıyla Afgan Müslüman halkının, özellikle de dini tabakanın düşüncesini saptırmak için birçok plan başlatmışlardır. En şaşırtıcı olan ise bu grubun propaganda kampanyasının, kendilerini alim olarak tanımlayan kişiler tarafından yürütülmesidir. Oysa onlar ne derin bir dini basirete sahiptirler ne de İslami metinlerin doğru bir yorumunu sunabiliyorlar. Aksine, bu metinleri hayırlı asırlarda benzeri görülmemiş bir şekilde, aşırı ve yanlış bir yöntemle tevil ediyorlar.
Bu nedenle, Haricilik projesinin liderliğinde ve onun propaganda çıktılarında gizli olan cehalet ve aşırılığa dair bazı örnekleri sıralıyoruz. Ta ki okuyucuya onların aşırı tutumu açıkça görünsün, hakikat ortaya çıksın ve insanlar karanlığın takipçileri yerine aydınlığın destekçilerini seçsin:
1. DAEŞ Horasan Propagandalarında Menhec Sapması
Bu grup, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in temel usul, hasais ve mümeyyizatından cahildir. Onlar, İslam’ın ilk dönemlerindeki Harici düşüncesine hakim olan ilkeleri, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in ilkeleri olarak sunuyorlar. Örneğin, tekfir konusunda katı bir tavır takınıyorlar. Onların katı metoduna uymayan herkes, “mürted” veya “tağutun destekçisi” olarak sınıflandırılıyor.
Bu tür aşırı tekfir, İslam tarihinde her zaman sapkın grupların bir özelliği olmuştur. Çünkü bunlar, İslam fıkhının usullerini, şeriatın maksatlarını ve ümmetin icmaına dayanan kuralları dikkate almaksızın şer’i delillerden (Kuran, Sünnet, İcma ve şer’i istidlal) zahiri ve cüz’i anlamlar çıkarırlar.
Daha fazla açıklamak gerekirse mevcut Hariciler, bu aşırılıkçı ve cahil prensibe dayanarak, “vehim hilafeti” iddiası altında toplandıkları kendileri dışında ümmetin büyük çoğunluğunu, tüm cihadi, siyasi ve dini gruplar dahil, tekfir etmektedirler. Dikkat çekici olan, Batı koalisyonuna karşı yıllarca kendilerini İslam’ı, Müslümanları ve İslami mukaddesatı savunmaya adamış olan cesur mücahitleri, cehaletleri ve yüzeysel anlayışları sonucu tekfir etmiş olmaları ve onların kanlarını, mallarını ve ırzlarını helal saymış olmalarıdır. Bu katı prensip, cehaletlerinin açık bir delilidir.
Hatta kendi gruplarının, İslam Emirliği mücahitlerinin yoğun saldırıları altında kalıp eski cumhuriyet hükümetinin yöneticilerine teslim olarak onlara katılan birçok bireyini dahi tekfir etmiş ve onlardan tövbe etmelerini talep etmişlerdir. Evet, örgütün kadıları, eski aidiyetlerini kabul eden bu takipçileri tekfir edip onlardan yeniden imana dönmelerini istemişlerdir. İşte böylece bunlar, “tekfir” kelimesini, İslam nazarında gayri şer’i olmasına rağmen gündelik azıklarıymış gibi her yerde kullanmaktadırlar.
















































