DAEŞ: Amerika’nın En Kullanışlı Projesi

Bölüm 3

Yazan: Ebu Umeyr el-Afgani

20. yüzyıldan itibaren Oryantalistlerin rolü bir dönüşüme uğradı; isimleri değiştirildi ve İslam eğitimi adı altında Batı üniversitelerinin bir parçası haline geldiler. Bundan sonra Oryantalist projesi istihdam için artık o kadar kullanışlı değildi çünkü Müslüman toplumun içinden, tüm Batı çıkarlarına bağlı ve İslam’a karşı Oryantalistlerin kendisinden daha iyi rol oynayan birçok birey çıktı.
21.
Oryantalistlerin İslam’a verdiği zararlar:
1. İslam topraklarındaki insanları etnik köken adına bölmek ve Müslümanlar arasında etnik önyargıyı kışkırtmak.
2. Müslümanlar arasında mezhepsel ve dini farklılıkların ateşini körüklemek ve onları kendi düşünce ekollerine göre birbirine düşürmek.
3. Müslümanları güç bahanesiyle birbirine düşürmek ve Hilafeti parçalamak. Örneğin, MS 756’da Oryantalistler, hile ve kurnazlık yoluyla Endülüs’ü (günümüz İspanya’sı) Hilafetten ayırmayı, onu daha sonra Haçlılar tarafından ele geçirilen küçük gruplara bölmeyi başardılar. Benzer şekilde, daha sonra aynı yüzyılda Fas ve Cezayir’i ayırdılar. Süregelen entrikalarıyla Müslümanlar arasında sürekli bu tür anlaşmazlıklar oluşturularak Hilafetin parça parça ufalanmasına neden oldular.

4. Haçlı kuvvetleri için casusluk yapmak ve onlara Müslümanlar hakkında istihbarat sağlamak.
5. Müslümanların inancını zayıflatmak için Müslüman kisvesi altında görünerek İslam fıkhı ve hadis hakkında şüpheler oluşturdular ve bunlara karşı reddiyeler yazdılar.
6. Bu eylemlerin yanı sıra, Oryantalistlerin en tehlikeli işi, Müslüman toplum içinde sahte inanç ve ideolojilere sahip insanlar yetiştirmekti; bunlar daha sonra İslam’a Oryantalistlerin kendisinden daha fazla zarar verdiler.
7. Oryantalistlerin Müslüman kisvesi altında yaptığı bir diğer tehlikeli şey de, İslam ve siyasetin ayrı olması gerektiği iddiasıydı. İslam tarihinde, İslam ve siyasetin ayrı olduğunu söylemiş güçlü ve güvenilir hiçbir alim olmamıştır ancak Oryantalistler bu inancı Müslümanlar arasında yaydılar.
Müslüman gençler, siyaseti İslam’dan ayırmanın mutlak bir teori ve kafirlerin komplosu olduğunu ve bunun Müslüman millet için zehirden başka bir şey olmadığını anlamalıdır. İslam, siyaset olmadan eksik kalır, çünkü İslam’ın Allah tarafından gelişindeki hikmetlerden biri de yeryüzünde adaleti tesis etmekti. Adaleti tesis etmek ise hükümet olmadan imkansızdır. İslam’ın ortaya çıkışından önce yöneticiler zulümlerde bulunmuş ve yeryüzünün dört bir yanına zulmün karanlığını yaymışlardı; ta ki Allah Teala İslam’ı ortaya çıkarana, güçlü bir hükümet oluşana ve adalet tesis edilene kadar.
Eğer hükümet ve din gerçekten ayrı olsaydı Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem), peygamberliği sırasında yönetim işlerini başka bir krala emanet ederdi; oysa gerçek şu ki Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) tüm işleri kendisi yönetti. Din ve siyasetin ayrılığı teorisi İslam dünyasına girdiğinde İslam Ümmeti bir daha asla iyi gün görmedi ve giderek heybetini kaybetti. Bir Müslüman gencin tam bir mümin olarak kalabilmesi için din, siyaset ve hükümetin birbirine bağlı olduğu inancını taşıması esastır.

8. Müslümanlara, İslam hükümlerinim artık eski olduğu ve Hilafetin eski ve modası geçmiş bir yönetim sistemi olduğu fikrini vermek; bu nedenle ilerleme adına, laiklik adı altında Batı yasalarının ve diğer beşer yapımı yasaların tesis edilmesi gerektiğini söylemek.
9. Oryantalistlerin projesi tamamlanmıştı; Müslüman kisvesi altında Batılı atamasına artık ihtiyaçları yoktu, çünkü Müslümanlar arasında yüz binlerce öğrenci yetiştirmişlerdi ve bu öğrenciler kendi ideolojilerini yayabilirdi. 3 Mart 1924’te Batılılar, yetiştirdikleri öğrencileri Mustafa Kemal Atatürk aracılığıyla Hilafeti lağvettiler ve Hilafet adı tamamen ortadan kalktı. O gün, yüzlerce yıldır uğruna çalıştıkları hedefe ulaştılar ve formülleri başarılı oldu: Müslümanların yenilgisi silahlarda değil, inançlarının ve fikirlerin yok edilmesindedir.

10. 20. yüzyıl, Müslümanlar için başarısızlık ve gerileme zamanıydı. Batılılar Müslümanları dağıttılar ve parçaladılar ve de doğrudan yönetim yerine, kendi ideolojileriyle donatılmış, laiklikle donanmış ve Batı çıkarlarına bağlı sözde Müslümanları onlara yönetici olarak atadılar. Perde arkasında Batılılar yönetti ve bu durum şimdi yüz yıldan fazla bir süredir devam ediyor. Batı, Müslümanların kaynaklarını, ekonomisini, ideolojisini ve İslam ülkelerinin çıkarlarını ayaklar altına alarak onları bu şekilde yönetmeye devam ediyor.

Exit mobile version