21 Şubat Cumartesi günü Bannu’da meydana gelen bir patlamayla Pakistan Ordusu’ndan iki üst düzey subay ile onlara eşlik eden on bir askerin hayatını kaybettiği bildirildi.
Olayın hemen ardından Pakistan Ordusu, resmi sosyal medya platformlarında bir açıklama yaparak bunu saldırıya karşı bir yanıt olarak sundu. Ancak açıklama, taziye ifade etmekten ziyade, büyük ölçüde resmi ve kalıplaşmış sözlerden oluşuyor gibiydi.
Haber yorumcuları ve analistler, Pakistan ordusunun artık kötüleşen güvenlik durumunu kontrol altına almakta zorlandığını ve aksiliklerin suçunu başka yerlere yıkma niyetinde olduğunu hemen belirttiler. Uzmanlara göre bir zamanlar söylemde kalan şeyler artık daha somut bir hal alıyor; zira ordunun tekrarlanan başarısızlıkları, kamuoyunun dikkatini kendi eksikliklerinden başka yöne çekmeye zorluyor.
Aslında, ordunun Bannu olayına ilişkin açıklaması oldukça sıra dışı bir ton taşıyordu. Patlamanın ardından yapılan açıklamanın ilk satırı şöyleydi: “Afganistan bir kez daha terörizmi önlemede başarısız oldu.”
Sanki Afganistan, Pakistan’ın güvenliğinden sorumluymuş ya da Pakistan halkının vergileri ve bütçesi kendi orduları yerine Afganistan’a veriliyormuş gibi görünüyordu. Sanki Pakistan’da ne zaman bir olay yaşansa Afganistan’a neden sorumluluğunu yerine getirmediği sorulmalıymış gibi.
Hatta nükleer güç olduğu iddiaları, Suudi Arabistan ile savunma anlaşmaları, Hindistan’a karşı zafer sloganları ve diğer tüm ayrıcalıklar Pakistan’dan ziyade Afganistan’a bağlıymış gibi görünüyordu; oysa tüm bu iddialar bizzat Pakistan ordusu tarafından dile getirilmektedir.
Açıklamanın başka bir kısmı daha da dikkat çekiciydi ve şöyle diyordu:
“İntikam alacağız ve hiçbir sınır tanımayacağız.”
Ordunun, kendi topraklarında doğrudan silahlı gruplarla yüzleşmesi veya onları ortadan kaldırmak için harekete geçmesi beklenirdi. Ancak dünya henüz olayı izlerken gece geç saatlerde Pakistan savaş uçakları kendi hava sahalarını terk ederek Afgan topraklarına girdi. Orada, beş ayrı noktayı bombalayarak savunmasız ve masum sivilleri hedef aldılar.
Bu saldırılarda, iftarlarını yaptıktan sonra dinlenmeye çekilen ve ertesi günün orucu için uyuyan tek bir aileden on yedi fert şehit edildi. Camiler ve medreseler de vuruldu ve bu tür eylemlere dair açık hükümler içeren dini kitaplar yakıldı.
Şimdi hem Arap hem de Arap olmayan gözlemciler, Pakistan’ın masum sivilleri ve kutsal mekanları hedef alarak ne elde etmeye çalıştığını soruyor.
Pakistan ordusunun birincil amacının, otoritesini milletin omuzlarında pekiştirmek, onların kaynaklarını tüketmek ve iktidarını korumak için her türlü insanlık dışı ve İslam dışı önleme başvururken kendisini sorumluluktan aklamaya devam etmek olduğu açıktır. Tam da bu nedenle son seksen yıldır halkı Keşmir meselesiyle meşgul etti; ancak ne Keşmir kurtarıldı ne de somut bir sonuç ortaya çıktı. O sloganın gölgesinde millet ağır bir bedel ödedi.
Bu bağlamda, tanınmış bir Pakistanlı analist Kamer Çima, Amerika Birleşik Devletleri’nin yarım bıraktığını Pakistan’ın şimdi tamamladığını belirtti. Dünya, Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan’da ne yaptığını gayet iyi biliyor: Yaptığı, bombalamalar, öldürmeler, hapishaneler, yağma ve ülkenin yıkımı oldu.
Tüm ahlaki değerleri, insanlık, İslam ve komşuluk ilkelerini hiçe saydığı kabul edilen Pakistan ordusu, kendi kişisel çıkarları için gözaltındayken bile milletin bir hayırseverini ortadan kaldırabiliyor.
Denildiği gibi, bir zamanlar var olan onur “Timur’un evinden kayboldu”, aynı mantıkla, bir uçak kazasında bir Ordu komutanının ölümüne neden olma kapasitesine sahiptir.
Peki bir Müslümanın öldürülmesi, cami ve medreselerin yıkılması, İslami sembollerin saygısızlığa uğraması, onlarda herhangi bir utanç uyandıracak mı? Çocukların ve kadınların haysiyetinin çiğnenmesi, bir nebze olsun onur duygusu uyandıracak mı?
İşte tam da bu yüzden Trump yönetiminden birkaç kuruş karşılığında böyle bir politikayı coşkuyla benimsedikleri söyleniyor. Ancak şunu unutmamalılar ki Trump ve destekçileri, zulüm ve zorbalıklarına rağmen nihayetinde yenilgiye uğradılar. Öyleyse Pakistan ordusu kendisini nasıl galip sayabilir veya sevineceğini bekleyebilir?
















































