Batı’nın İslam’a Karşı Yeni Silahı: IŞİD Haricileri Bölüm 17

İhsan Arab

Batı’nın İslam’a Karşı Yeni Silahı: IŞİD Haricileri

Bölüm 17

Yazar: İhsan Arab

DEAŞ’la Mücadele Bahanesiyle Otoriter Rejimlerin Güçlendirilmesi:

İslam Ümmeti uzun süredir bir avuç zalim ve despot yöneticinin demir pençesine katlanıyor. İslam dünyasının acısı her geçen gün daha da derinleşiyor. Bu acının kökleri ise bu diktatörlerin politika ve baskılarından kaynaklanıyor.

Bu tür rejimlerin devam eden yönetiminin İslam dünyasına muazzam zararlar verdiği inkar edilemez. Yine de paradoksal olarak aynı rejimler, kafir güçlerin çıkarları için avantajlı olduklarını defalarca kanıtlamış bulunuyorlar. Bu otoritelerin hayatta kalmaları Batı desteğine bağlı ve bu da onları küfrün bir aracı haline dönüştürüyor; İslami dirilişi bastırmak ve yabancı çıkarları meşruiyet kisvesi altında korumak için kullanılıyorlar.

İslam dünyası modern zamanda, aralarında DEAŞ’ın ortaya çıkışı da dahil olmak üzere şaşırtıcı ve yıkıcı, benzeri görülmemiş denemelerle karşı karşıya bulunuyor. İslam’ı ve Müslümanları savunmak gibi sahte sloganlarla gizlenen bu grup, otoriter rejimlerin hakimiyetini korumak ve gerçek İslami hareketleri rayından çıkarmak için konuşlandırılan stratejik bir varlığa dönüşmüş durumda.

Batılı güçler DEAŞ’ı küresel güvenliğe tehdit olarak tanımlayıp, siyasi platformlar aracılığıyla sert kınamalar yayınlayarak ortadan kaldırılması için askeri koalisyonlar oluştururken, kapalı kapılar ardında bu örgütün birçok durumda tam olarak Batı’nın ve müttefiklerinin jeopolitik ve stratejik amaçlarına en iyi şekilde hizmet ettiği ortaya çıktı.

Suriye’de, Esed rejimi yaygın ve tutkulu bir halk ayaklanması ortasında çöküşün eşiğindeyken, DEAŞ’ın ani yükselişi dengeyi önemli ölçüde değiştirmişti. Grup, Esed’in acımasız rejimine karşı koymak yerine orantısız bir şekilde muhalif grupları hedef aldı ve böylece Rus hava saldırılarını meşrulaştırıp, İran’ın askeri müdahalesini de kolaylaştırdı. Aynı zamanda terörle mücadele bahanesiyle Batılı hükümetler Esed’e halkını acımasızca bastırması için fiili izin verdi. Benzer bir durum Irak’ta da yaşandı; burada Nuri El-Maliki yönetiminin tiranlığına ve yolsuzluğuna karşı yıllardır Sünnilerin öncülük ettiği protestolar, DEAŞ’ın ortaya çıkmasının ardından aniden meşruiyetini yitirdi ve yaptırımsız bir şekilde bastırılacak terör eylemleri olarak adlandırılmaya başlandı.

Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin yardımıyla Irak hükümeti, DEAŞ’ı ortadan kaldırmayı amaçladığı iddia edilen operasyonlarda binlerce masum sivili öldürerek ve yerinden ederek Sünni çoğunluklu bölgeleri harap etti. DEAŞ’ın varlığının nispeten sınırlı olduğu Afganistan’da bile Batı, uzun süreli askeri konuşlanmayı rasyonalize etmek, yerel gruplar arasında bölünme oluşturmak ve yerleşik cihad direnişini baltalamak için örgütün adını kullandı.

Şüpheleri daha da artıran raporlar, görünüşte terörle mücadele operasyonları için belirlenmiş olan gelişmiş silah ve ekipmanların açıklanamayan bir şekilde DEAŞ’ın eline geçtiğini ortaya koydu. Hilafet, Cihad, Şeriat hukuku gibi temel İslami kavramlar, bu aşırılıkçı grupla ilişkilendirilmeleri nedeniyle çarpıtıldı. Sonuç olarak da İslam hakkındaki herhangi bir gerçek söylem, modern zaman Haricilerinin grotesk imajıyla lekelendi.

Bu çarpıtma tesadüfi değil aksine kasıtlıydı. Batı’nın amacı İslam’ı kötülemek, kitlelere İslam’ın ilkelerine dair korku aşılamak ve İslam ümmetine musallat olmuş vekil diktatörlerin egemenliğini meşrulaştırmaktı. Gerçekte DEAŞ bir maskeydi; hakim küresel düzeni desteklemek, tabandan gelen İslami hareketleri bastırmak ve Müslüman toplumları, örgütün yolsuzlukları ve vahşetleri nedeniyle çöküşün eşiğinde olan baskıcı rejimlerin pençesine geri atmak için tasarlanmış büyük bir projeyi gizleyen bir maske…

Exit mobile version