Batının Silahları İçin Bir Savaş Alanı
IŞİD, ilk bakışta barbarca eylemleriyle İslam’ın imajını ciddi şekilde zedeleyen ve Suriye, Irak ve diğer çeşitli ülkelerde yüz binlerce kişinin ölümüne ve yerinden edilmesine neden olan aşırılıkçı ve zalim bir örgütten başka bir şey gibi görünmeyebilir. Ancak bu kötü huylu olgunun daha derin ve daha eleştirel bir incelemesi rahatsız edici gerçekleri ortaya çıkarır; küresel güçlerin, özellikle Batılı ulusların, IŞİD’in jeopolitik bir araç olarak güçlendirilmesi ve kullanılmasında kasıtlı ve stratejik katılımı gibi…
Batının örtülü hedeflerinden biri de IŞİD’i dolaylı savaşlarının bir vekili olarak kullanmasıdır. İdeolojik tarihi Haricilere dayanan IŞİD; hassas güdümlü füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve hatta deneysel prototipler dahil olmak üzere gelişmiş Batı silahlarının konuşlandırıldığı ve gerçek savaş senaryolarıyla test edildiği pratik bir savaş aracı haline gelmiştir.
IŞİD gelişmiş askeri donanımlar için canlı bir test sahası olarak Batıya hizmet etmiştir. Büyük ölçüde Batı’nın IŞİD’i büyütüp şişiren organize medya kampanyası nedeniyle, uluslararası toplum onlara karşı bir nükleer silahın kullanılmasına bile tahammül edebilirdi.
Elbette hiçbir laboratuvar askeri endüstriler için gerçek bir savaş alanını taklit edemez. Bir füzenin doğruluğu veya menzili kontrollü belli bir ortamda ölçülebilirken, yalnızca gerçek bir savaş bölgesinde gerçek bir düşmana karşı net etkinliği değerlendirilebilir.
Sözde terörle mücadele kisvesi altında, Batı güçleri Suriye ve Irak topraklarına gönderildi ve sıklıkla meşru yetkililerle koordinasyon olmadan operasyonlar yürüttü. Bu operasyonlar sıklıkla daha önceki savaşlarda resmi olarak hiç kullanılmamış silahları içeriyordu ve bu görevlerin ardındaki gerçek niyet hakkında sorular ortaya çıkarıyordu.
Batı böylece sadece cephaneliğini test etmekle kalmadı, aynı zamanda askeri donanımının gücünü, hassasiyetini ve teknolojik ilerlemesini sergileyen küresel bir tanıtım kampanyası da yürüttü.
Gerçekten de IŞİD, sadece silah testleri için değil, aynı zamanda kapsamlı medya propagandası aracılığıyla Batının askeri gücünü göstermek ve pazarlamak için de uygun bir gerekçe haline geldi.
Buns özellikle çarpıcı bir örnek de Afganistan’da “Tüm Bombaların Anası” olarak bilinen bombanın dahi kullanılmasıdır ve IŞİD’in bu suç eylemi için bir bahane olarak hizmet ettiği başka bir açık örnektir. 13 Nisan 2017’de ABD ordusu, bu 10 tonluk bombayı Nangarhar Eyaletinin Açin bölgesindeki dağlık bir bölgeye atmış ve bununla IŞİD sığınaklarını hedef aldığını iddia etmiştir. Askeri gerekçelendirmenin ötesinde bu eylem aslında cesur bir güç ve yenilik gösterisi olarak işlev görmüştür; daha önce hiçbir savaşta kullanılmamış bir silah için açık bir saha testi…
Küresel silah ticaretinin dünyadaki en kârlı endüstriler arasında yer aldığı sır değildir. Silah üreticilerinin büyük sözleşmeler elde edebilmeleri için yalnızca güçlü araçlar geliştirmeleri değil, aynı zamanda bunların etkinliğini ikna edici bir şekilde ispat etmeleri de gerekir.
IŞİD’in içinde bulunduğu çatışmalar Amerikan, İngiliz, Fransız ve hatta İsrail savunma şirketlerine ürünlerini üstün ve rakipsiz çözümler olarak sergilemeleri için benzeri görülmemiş bir fırsat sağlamıştır.
IŞİD’e karşı sözde savaş, Amerikan, İngiliz, Fransız ve Siyonist silah şirketlerine ürünlerini küresel pazara sergilemeleri için gerçek savaş koşulları altında ve iddialarını destekleyecek canlı verilerle zamanında ve kârlı bir fırsat sağlamıştır.
IŞİD’e karşı her Batı operasyonunun ardından, yüksek çözünürlüklü, ayrıntılı görüntüler ve tanıtım raporları dağıtılmıştır. Bu görüntüler insansız hava aracı saldırıları, güdümlü bombalar ve yeni nesil savaş ekipmanlarını gösteriyordu. Bunlar, dünya çapındaki hükümetler ve askeri kurumlar gibi potansiyel alıcılar için tanıtım materyali olarak hizmet etti..
Ancak en ağır bedel, ulusların kendileri tarafından ödendi; özellikle Müslüman uluslar tarafından. IŞİD, bu bölgelerde uluslararası istihbarat desteği, gizli jeopolitik stratejiler ve yıkıcı müdahaleci politikalar nedeniyle hızla yayıldı. Geride ise yakılmış hastaneler, yıkılmış camiler, yok edilmiş okullar, tahrip edilmiş yerler ve masum sivillerin paramparça olmuş hayatlarını bıraktı.
Sonuç olarak IŞİD, asla yalnızca aşırılıkçı bir örgüt olmaktan ibaret değildi. Batı’nın silah deneyleri için bir araç, genişleyen siyasi etki için bir kanal ve silah satışlarını artırmak için ticari bir fırsat işlevi de gördü; hem de Müslümanların hayatları pahasına…
















































