İnsan, fıtratı gereği hür ve bağımsız olmak üzere yaratılmıştır. Bu özellik yalnızca insanlara mahsus olmayıp hayvanlarda da görülür; zayıf dahi olsa her mahluk özgürlüğünü ve yurdunu savunur. İnsan da tabiatı gereği zilleti reddeder. İşte bu sebeple İslam, fıtrata uygun olarak gelmiş ve saldırı karşısında savunmayı ve cihadı teşvik etmiştir.
İslam topraklarına herhangi bir saldırı vaki olduğunda tüm Müslümanların o saldırgan düşmanla savaşması farz olur.
Şeyhülislam İbn Teymiyye (rahimehullah) şöyle demiştir:
“Savunma savaşına gelince; bu, kutsal değerleri korumanın en güçlü türüdür ve icma ile farzdır. Dini ve dünyayı ifsat eden saldırgan düşmanı defetmek, imandan sonra en vacip olan şeydir ve bunun için herhangi bir şart koşulmaz.” (el-Fetavau’l-Kübra, c. 4, s. 608)
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabı, gazvelerde ve savunma savaşlarında insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş benzersiz kahramanlıklar sergilemişlerdir.
Özetle, saldırıya karşı savaşmak insan fıtratına yerleştirilmiştir ve İslam, bunu son derece güçlü bir şekilde vurgular. Afgan halkı, günümüz Müslümanlar arasında her türlü işgalcinin gücünü kıran bir millettir. Az imkan ve basit araçlarla büyük imparatorlukları yıkmış ve izzetleriyle dini ve toprağı yeniden canlandıran samimi İslam evlatları olduklarını haklı olarak kanıtlamışlardır.
Mücahid alim Abdullah Azzam (rahimehullah) Afganlar hakkında şöyle demiştir: Evlatlarının temiz kanlarıyla sulanmış mübarek Afganistan toprağı, yaklaşık bir milyon şehit vermiştir ve dünyanın en güçlü ordularına karşı halen canlarını, kanlarını ve parçalanmış bedenlerini vermeye devam etmektedir. Bu halkın bunu yapması şaşılacak bir şey değildir; bu özellik, Ömer b. Hattab’ın (radiyallahu anhu) “İlimde, keremde veya cesarette çocuk, babanın sırrıdır” dediği gibi, onun köklerinden gelen bir özelliktir.
Bu topraklar, İmam-ı Azam Ebu Hanife, Beyhaki, Belhi, Mervezi, İbn Hibban el-Büsti, Tirmizi, Nesai, Buhari, Kuteybe b. Müslim, Mahmud Gaznevi, Fahreddin Razi, İmamü’l-Haremeyn el-Cüveyni, Biruni, Bedahşi, Farabi, İbn Sina, Cürcani, Velid el-Baci ve ümmetin diğer önderleri gibi büyük ilmi şahsiyetlerini yetiştirmiştir.
Alimler, tabiin ve diğerlerinden nakille, “Horasan, Allah’ın kırbacıdır; bir kavme gazap ettiğinde onları onunla darbeder” demişlerdir ki bu, halkının şiddetine ve gayretine işaret eder.
Dünyadaki tağutlar da Afganistan’ın kendileri için bir mezar olduğunu itiraf etmişlerdir; bu, Biden, Trump ve diğerlerinin diliyle tekrarlanmıştır. Arap ulema çevresinde de Afganistan “kafirlerin mezarı” olarak bilinir. Bir asırdan daha kısa bir sürede, bu topraklarda üç büyük sömürü ejderhasının başları kesilmiş ve orduları kendi kanlarında boğulmuştur.
O işgalcilerden biri de Afganistan’a giren Sovyetler’dir. Yıllarca süren direniş ve cihadın ardından, 15 Şubat günü horluk ve rezillik içinde, başları öne eğik, zelil yenilginin kuyruklarını sürüyerek buradan çıkmışlardır. İşte biz o şanlı günün otuz yedinci yıl dönümünü yaşıyoruz.















































