Afgan Topraklarının Başka Bir Tarafa Karşı Kullanılmaması Doha Anlaşması’nın Bir Maddesidir; Bunun Şer’i İzahı Nedir?

Bölüm 2

Ekber Cemal

Hudeybiye Sulhu, bu meselenin en büyük tarihi ve şer‘i delilidir. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) o dönemde, bazı şartları görünüşte “yenilgi ve geri çekilme” gibi duran bir antlaşmayı kabul etmişti. Ancak bu sulh dönemi, savaş yıllarının açamadığı ufukları İslam’ın fikri ve sayısal büyümesine açtı. Hudeybiye Sulhu ile Mekke Fethi arasındaki süre sadece iki yıldı, ancak bu kısa barış döneminde İslam’a giren insan sayısı, önceki on sekiz yıl boyunca Müslüman olanların sayısından çok daha fazlaydı.

Fıkhi açıdan da İslam devleti, ümmetin geniş menfaatlerini gerçekleştirmek, ekonomik istikrarı sağlamak ve düşman saldırısını önlemek için müdahale etmeme anlaşması yapma konusunda bağımsız hakka ve şer‘i yetkiye sahiptir. Bu anlaşma, ‘cihad’ı inkar değil, cihadın yönünü yeniden inşa ve adil bir düzen kurmaya yönlendirmektir. Zira istikrarlı, barışçıl ve kendi kendine yetebilen bir İslam devletinin varlığı, aslında İslam’ın en büyük ‘yumuşak gücü’dür.

Bu açıdan İslam Emirliği’nin mevcut durumuna ve Doha Anlaşması’na baktığımızda gerçek güneş gibi açıktır ki Ağustos 2021’den bu yana süren barış dönemi, savaş alanında elde edilemeyecek sonuç ve başarılar üretmiştir. Unutmamalıyız ki savaş, dost ve düşman ayrımı yapmadan toplumun en iyi ve en zeki beyinlerini tüketen bir ateştir. Barış zamanında devletin idari işleyişini inşa ederek, ekonomik politikalar belirleyerek, bilimsel ve şer‘i içtihatlarla ümmetini korunaklı kılacak olan yüksek yetenekli insanlar, savaşta (olsa) hayatlarını kaybede(bilir)rler(di).
Sizden fikri, medeni, kültürel ve uluslararası vizyon olarak farklı olan düşman ise savaşta ilk olarak sizin akıllı ve güçlü beyinlerinizi ortadan kaldırmaya çalışır. Irak örneği önümüzdedir. Ayrıca Pakistan istihbarat örgütlerinin, Pakistan’daki bazı entelektüel ve zeki şahsiyetleri öldürdüğü, ya ABD’ye teslim ettiği ya da kendi işkence hapishanelerine kapatarak bazılarının orada ölmesine veya akli melekelerini kalıcı olarak kaybetmesine neden olacak şekilde şiddetli işkenceye maruz bıraktığı söyleniyor.

İşte bu nedenle barış, bu güçlü ve düşünen beyinleri korur, onlara yıkımla meşgul olmak yerine insan inşası, ıslahı ve ilerlemesi için çalışma fırsatı verir. İnsanlar barışı, adaleti ve ekonomik istikrarı gördüklerinde kendiliğinden bu düzene yönelirler. Bu yüzden bugün dünyanın dört bir yanındaki birçok samimi Müslüman, Afganistan nizamını ‘örnek sistem’ olarak görmekte ve ülkelerinde benzer bir sistemin olmasını temenni etmektedirler. Oysa aynı kişiler, ABD ile yirmi yıl süren savaş boyunca ölüm ve yıkım korkusuyla İslam Emirliği’ni desteklemekte tereddüt ediyorlardı.
Ayrıca İslam Emirliği, faizsiz şer‘i bir ekonomiyi başarıyla uygulayarak dünyadaki batıl sistemin “ekonomi faizsiz çalışamaz” şeklindeki iddiasını da çürütmüştür. İslam Emirliği’nin barış döneminde sunduğu bu sessiz ve pratik davet, binlerce hutbe ve vaazdan daha etkili olabilir. Eğer İslam Emirliği halen savaşa dahil olsaydı Afganistan’daki faizci sistemi ortadan kaldırmak neredeyse imkansız olurdu.

Allah Teala’nın faizi ortadan kaldırmaya dair hükmünün pratikte ancak barışın bereketiyle ortaya çıkabildiğini idrak etmeliyiz. Kuran ve Sünnet’in sesine özgürlük geri verildi. Cami ve medrese sistemi yeniden canlandı, İslam’a bağlılık atmosferi yeniden yayılmaya başladı. Bu bağlamda, Amerikan varlığı sırasında Afganistan’da camilerde hoparlör kullanımına izin verilmediğini de hatırlamak gerekir; şimdi ise tüm namazlar hoparlörle kılınmakta, bu sayede Müslümanlar cemaat namazının kılındığını öğrenip işlerini bırakarak camiye koşmaktadır.
Ayrıca, barış sayesinde İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma Heyeti de faaliyette. Bir hadisin anlamına göre, yeryüzünde tek bir şer‘i cezanın uygulanması, toprağa yıllarca yağan yağmurdan daha fazla bereket sağlar. Ancak tüm bunlar savaş sırasında mümkün değildi; hatta Amerika savaşı o kadar şiddetliydi ki Taliban’ı eleştirerek “Taliban neden İslami cezaları uyguluyor?” diye sorguluyorlardı.

Elbette İslami cezalar, İslam’ın bütüncül resminin tümü değil, sağlıklı ve barışçıl bir toplumu korumanın ve toplumsal güvenliği yeniden tesis etmenin gerekliliklerinden biridir. Kastedilen şudur ki İslam’ı doğru bir şekilde tanımak isteyen kişi, Allah’ın hadleri veya İslami cezalarla yetinmemeli, İslam’ın tüm öğretilerini, inançlarını, hükümlerini ve hikmetlerini incelemelidir. Ayrıca, yine bu barış sayesinde, Guantanamo Hapishanesi’nde tutulan ve bırakılmaları savaş durumunda ya imkansız ya da çok zor olan bazı mahkumların diplomatik kanallar yoluyla serbest bırakılması da mümkün olmuştur.
Zira İslam’da insan hayatının dokunulmazlığı o kadar yüksek bir makama sahiptir ki savaş halinde bile düşman savaşçı olmayanların, kadınların ve çocukların korunması meşru kılınmıştır. Dolayısıyla, milyonlarca Müslümanın hayatını, malını ve onurunu korumayı garanti eden barış, inşallah Allah Teala’nın iradesine en uygun olanıdır.

Ekonomik ve mali açıdan da Doha Anlaşması büyük bir başarıdır. Eğer savaş devam etseydi Afganistan’daki altyapı inşaatı, uluslararası ticaret ve ekonomik kalkınma projeleri, bugün sadece kağıt üzerinde kalırdı. Bu şartla İslam Emirliği, bir yandan Afgan topraklarının ABD’ye karşı kullanılmamasını kabul etti; ancak aynı şart, düşmanın da ellerini bağladı ve onu, onlarca yıldır Afganistan’a müdahale etme ve kontrol etme girişimlerinde dayandığı ahlaki ve siyasi bahaneden mahrum bıraktı.
Dolayısıyla, Afgan topraklarının herhangi bir tarafa karşı kullanılmama taahhüdü, kesinlikle bir zayıflık veya cihaddan taviz değil; aksine, İslam’ın barışçıl ve adil yüzünü dünyaya gösteren, hesaplanmış siyasi ve diplomatik bir politikadır.
Ayrıca bu anlaşma ve ardından İslam Emirliği’nin iktidara gelmesi ve uygulamaları, dünyaya “İslam’ın gerçekten büyük bir bereket düzeni olduğu” gerçeğini de göstermiştir. Oysa bu gerçeğin savaş durumunda bu şekilde sergilenmesi mümkün değildi.

Yukarıdaki detaylı açıklamalardan anlaşıldığı üzere, barış döneminde gerçekleştirilebilecek fikri, ekonomik ve diplomatik çalışmalar, savaş meydanlarının barutu arasında elde edilebilecek sonuçlardan çok daha geniş kapsamlı ve kalıcı sonuçlara sahiptir. İşte bu, İslam’ın gerçek büyüklüğü ve ihtişamıyla galip bir medeniyet olarak görünebileceği aşamadır.

Exit mobile version