Tarihte bazı ölümler sadece bir insanın gidişi değil belli bir dönemdeki büyük bir mücadelenin de alametidir. Halilurrahman Hakkani, küresel güçler tarafından aranan ve başına milyonlarca dolar konulan biriydi ancak nihayetinde, İslam adına Müslümanların göğsüne kılıç çeken kişilerin eliyle şehit edildi. Bu, tarihin, ihanetin en kara sayfalarından biri olarak kaydettiği bir alçaklıktır.
Bir Müslüman’ın eli bir Müslüman’a kalktığında iman gözünün görmez olduğu ilk şey odur, sonra da ümmetin damarlarını keser. Yalan yere din adına nispet edilen DAEŞ’liler, yaralarla dolu bir ümmetin bedenine yeni bir yara daha açtılar. Düşmanın on yıllarca savaşta yapamadığını, onlar bir sapıklık zemininde yaptılar ve bu, ne cihattı ne de mertlik; bilakis açıkça hak yoldan sapmaydı. Öyle bir yol ki Allah, haksız yere cana kıymayı en büyük günahlardan kılmıştır. Müslüman bir mücahidi öldürmek ise hangi isim veya bayrak altında olursa olsun en çirkin ihanetlerdendir.
Şimdi, savaşların ateşinden çıkan ve DAEŞ Haricilerinin eliyle şehit edilen o cesur mücahidin hayatına dönüyoruz. Doğumundan şehadetine kadar, siretine kısa bir göz atıyoruz.
1. Doğumu ve Eğitimi
Şehid Halilurrahman Hakkani, Hoca Muhammed oğlu, Ali Badşah torunu, yaklaşık altmış dokuz yıl önce Paktia vilayetinin Gerdi Seri ilçesinde, Kari Zigay Avad Hil (anne tarafından köyü) köyünde, merhum Hoca Muhammed’e ait fakir bir kulübede doğdu. Peştun’dur, Zadran kabilesinden ve Mizai Sultan Hil kolundandır.
Resmi bir okul veya enstitü eğitimi almadı ancak gayri resmi eğitim kapsamında çocukluğundan itibaren ilim talep etmek için gurbetin ve seyahatin zorluklarına katlandı; cihat, sabır ve tahammül okulunda yetişti. Beş yaşında Kuran-ı Kerim’i annesinin yanında okumaya başladı, ardından cami imamının yanında temel dini kitapları okudu; daha sonra derslerine Avad Hil köyündeki Mevlevi Muhammed Ömer’in yanında devam etti.
Daha ileri dini kitapları abisi merhum Mevlevi Celaleddin Hakkani’nin yanında okudu ve kalan derslerini Peştunistan’a hicreti sırasında orada tamamladı. Bu dönemde, mücahit yaralılara yardım etmek için kısa tıbbi kurslar aldı. Sovyet işgalinin başlamasıyla cihat ve direnişe adandı, resmi eğitimden koptu ancak hayatı boyunca bilgiye açık, derin görüşlü, kavrayış sahibi olarak kaldı; zekası, yüksek lisans derecesi sahiplerinden geri değildi.
“Luy Muslih Setr Gazi” kitabında belirtildiği gibi: Hacı Halil yüksek öğrenim görmemişti ancak taraflar arasındaki düşmanlığın derinliklerini kavramasını sağlayan doğuştan gelen siyasi bir dehaydı. Sovyet subaylarına telsiz iletişimi sırasında şöyle derdi: “Siz yaptığınız kötülüğün kötülüğünden bile habersizsiniz.” Peştuca ve Darice’ye hakimdi, Urduca konuşur, anlaşma seviyesinde Arapça bilirdi.
2. Siyasi Mücadelesi ve Cihat Geçmişi
Cihat, cesaret ve düşmana karşı zafer ruhu, Hacı Halilurrahman Hakkani’nin damarlarında, Zeremat Paktia ve Logar’da İngilizlere karşı duran, onları yenilgiye uğratan ve fedakarlıklar sunan atalarından geliyordu. İngilizlerden ganimet olarak aldıkları silahları, Mevlevi Celaleddin Hakkani daha sonra Sovyetlere karşı cihatta kullandı.
Davud Han darbesinden sonra komünistler güç kazanıp İslami yapılara zulmetmeye başladığında Paktia alimleri (Halil’in iki büyük abisi) Mevlevi Celaleddin Hakkani ve Hacı Muhammed İbrahim Hakkani liderliğinde büyük meclisler topladı ve onlara karşı siyasi bir cihat hareketi başlattı. Komünistler kendilerini öldürmeye teşebbüs etti ancak başarısız oldu, halkın işbirliğiyle güvenli bölgelere geçtiler. Ardından Hakkani ailesi on beş gün süren bir kuşatmanın ardından hicret etmek zorunda kaldı.
Hacı Halilurrahman ailesiyle birlikte, H.Ş. 1354’te beş gün yürüyerek Kuzey Veziristan’a, Deta Hil ve Miranşah’a hicret etti. Orada aile fertleriyle, özellikle abisi Mevlevi Celaleddin Hakkani ile birlikte komünistlere ve Sovyet ordusuna karşı direnişe katıldı. Arkadaşları şöyle derdi: “En zor savaşlarda, Üstat Hakkani’nin sesi ve gücü Halilurrahman’a destek olurdu.”
Amerika ve NATO’ya karşı cihadında ise ön saflardaydı ve 15 Aralık 2003’te Amerikan-Pakistan ortak operasyonunda canlı olarak yakalandı, General Müşerref’in konvoyunu bombalamaya teşebbüsle suçlandı. Dört yıl hapis ve işkencenin ardından bir ay da Peşaver’de hapsedildi.
2009’da adı BM’nin Kara Listesine eklenmek üzere gündeme geldi, 9 Şubat 2011’de ABD Hazine Bakanlığı, onu, 13224 numaralı Kararname kapsamında Kara Listeye aldı ve hakkında bilgi verenlere beş milyon dolar ödül koydu. Ancak o, son Amerikan askeri Afganistan’dan çıkana kadar cihadına devam etti. Zafer hikayeleri, yenilgiye dair hiçbir iz olmadan, arkadaşlarının göğüslerinde saklıdır.
3. Meclislerde ve Arabuluculuklardaki Rolü
Kabilesel ve halk deneyimi sayesinde, Hacı Halilurrahman Hakkani önde gelen bir islah ehliydi ve bunu, dedesinin lider olduğu, ardından amcası Gul Muhammed Han’ın yerine geçtiği ailesinden miras almıştı. Büyük ıslah alimi merhum Mevlevi Celaleddin Hakkani ile meclislere gider, kabile anlaşmazlıklarının çözümü için zorluklara katlanırdı. Rolü sadece Büyük Paktia ile sınırlı değildi, ulusal meselelerin çözümüne de katkıda bulunurdu.
İç savaşlarda, gruplar arası uzlaşma için büyük çabalar gösterdi, fitne ateşine hayır suyu serpti ve bugün ıslah ve sulh alanında çalışan herkes onun tecrübelerinin ve ahlakının değerini bilir.
4. Özellikleri ve Becerileri
Şehid Hacı Halilurrahman Hakkani takva, sabır, metanet ve cesaret timsaliydi. Yumuşaklık ve kararlılığı bir araya getirmişti, muhtaçlara yardım etmeyi seven, sözünde sadık, askeri görevlerde mahir biriydi.
Mısırlı yazar Mustafa Hamid “Bam Dünya” kitabında onun tank hedeflemede usta, ön saflarda cesur, yenilmez, tank kullanma ve bakımında mahir olduğunu belirtmiştir.
Fakir ve yetimlere karşı şefkatliydi, lokmasını onlarla paylaşırdı, bir şeyi yoksa onlara yardım için borç alırdı. Çocukları sever ve onlara şefkat gösterirdi, kabilelerin birliği ve fitne ateşini söndürmek için çalışırdı.
Sadrı geniş, tahammüllü, derin görüşlüydü; esirleri çok affeder, onlara eman verir ve tehlikeli bölgelerden çıkarırdı. Merhametinin etkisiyle birçoğu ona katıldı ve ailelerine dönmedi.
Bir ihtiyaç sahibini asla geri çevirmezdi, hayatının son günlerinde Mülteciler Bakanı olarak, ofisinin kapılarını herkese açıyordu ve son evrakı imzalamadan yerinden ayrılmıyordu.
En belirgin becerilerinden biri, hızlı askeri ve siyasi ilişkiler kurma ve düşman planlarını önceden bilme yeteneğiydi.
İslam Emirliği’nin dönüşüyle, eski rejim yetkilileriyle bağlantıları sayesinde, Kandahar, Nangarhar, Kunar gibi vilayetlerin savaşsız tesliminde büyük rol oynadı.
5. Sorumlulukları
Şehid, gençliğinden hayatının sonuna kadar birçok sorumluluk üstlendi, bunlar arasında:
• Hicrette mücahit eğitim programlarının denetlenmesi ve mülteci sorunlarını çözme komisyonu başkanlığı.
• Şehid Süleyman Şah Zagruval Taburu’nun genel sorumlusu.
• Host, Paktia, Gazni, Logar ve Celalabad’ta mücahitlerin komutanlığı.
• Host ve Paktia fütühatında yedi teşkilatın askeri komutanı.
• Dr. Necibullah döneminde Mücahitler Genel Meclisi üyeliği.
• İç savaşlar sırasında anlaşmazlıkları çözme Islah Meclisi üyeliği.
• Seb’iyye (Yedili) toplantısında, Sibgatullah Müceddidi’den Burhaneddin Rabbani’ye geçiş sırasında, ABD Savunma Bakanı ile görüşmede teşkilatının temsilcisi.
• Paktia kabilelerinin Meclis-i Hal ve’l-Akd temsilcisi.
• Mekke Harem İmamı başkanlığındaki, Sovyetlere karşı zaferden sonra cihat liderleri arasındaki ilişkileri düzeltme meclisi üyeliği.
• İlk Emirlik döneminde: Cumhuriyet Muhafızları, Hoca Ravaş Havaalanı sorumlusu ve Kuzey Cepheleri komutanı.
• Amerikan işgali döneminde: Mücahit gruplarının komutanı, ardından Kabil hükümet yetkilileriyle, silahların barışçıl teslimi ve kan dökülmesini önlemek için ilişkiler kurma sorumlusu.
Ayrıca defalarca, merhum Meşrikkani’nin vekaleten görevlerini üstlendi, siyasi ve askeri toplantılara katıldı ardından Emirliğin dönüşünden sonra Göç Bakanı oldu.
H.Ş. 1402’de Pakistan’dan sınır dışı edilen yüzbinlerce mültecinin yerleştirilmesi görevini üstlendi ve sorunlarını çözmek için birkaç ülkeye seyahat etti.
6. Kültürel Faaliyetleri
Hacı Halilurrahman Hakkani, kitap ve medyayı seven biriydi ve bunu, cihat tarihini kaydetmekle meşhur ailesinden miras almıştı. Çabaları, İslami Cemaat şehitlerinin hayatlarının ve Amerikan işgaline karşı cihat hatıralarının gelecekte yayınlanması ümidiyle kaydedilmesine yardımcı oldu.
Haberleri takip eder, gazeteler okur, yazarları teşvik eder ve kütüphaneleri desteklerdi. Medyayla sürekli iletişim halindeydi, gazetecileri ziyaretlerinde yanına alır, onları kendi sofrasında ağırlardı.
Her çağdaki Hariciler, ümmetin yaralarını tazeler; din elbisesiyle ortaya çıkarlar ancak kalpleri taştan daha katıdır, Müslüman kanına kıymet vermezler. Alimler şöyle demiştir: Haricilerin alametlerinden biri, hakkın yumuşak yönlerinden kaçmaları ve Müslümanlar üzerine kılıç çekmeleridir. Onlar, ümmetin evlatları arasına korku saldılar ve düşmana yol açtılar.
7. Şehadeti
Ve nihayet, bu büyük er, Amerika’nın aradığı, yakalanması için milyonlar konulan, iki devrim boyunca kafirlerle pazarlık yapmayan bu zat, DAEŞ Haricilerinin efendilerinin tamamlayamadığı görevi icra etmesiyle H.Ş. 1403’ün Kus ayının 21’inde öğlen saat 1:30’da Göç İşleri Bakanlığı’nda intihar saldırısı sonucu şehit oldu. Biz onu öyle biliyoruz, hesabını da Allah bilir.
Naaşı Perşembe günü 22 Kus’ta memleketine götürüldü ve Zergun Roğa mezarlığına defnedildi.
Ey büyük İslam şehidi!
Başardın ve başarıyla gittin. İslam tarihine kanınla kahramanca duruşunu kaydettin ve Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) “Onları öldüren veya onlar tarafından öldürülen kimseye ne mutlu!” müjdesine nail oldun. Şehadet, ancak bahtiyarların erişebildiği bir nimettir. Allah’ın dinini savunmak için hayatını adadın; zaten daha önceden de bu yüce makama yürüyen bir şehittin.
Ey bahtiyar şehit! Kuran okurken Hz. Osman’ı (r.a.) öldürenlerin eliyle şehit edildin.
Sen yüce makamlı bir şehitsin! Biz de senin yolunda yürüyecek, hayatımızı ve ölümümüzü senin yoluna feda edeceğiz.













































